Dünyadan ve Türkiye'den Güncel Haberler| 17 Kasım 2019, Pazar
Son Dakika: 12:06 » Gine Cumhurbaşkanı Conde TBMM'yi ziyaret etti 11:05 » Tunus'ta uçak mühendisi Zevvari'nin öldürülmesi protesto edildi 11:02 » EPDK'nın ilk Türk lirası doğalgaz ihalesine 5 talip 10:36 » Meksika'da havai fişek mağazasında patlama: 26 ölü 13:56 » Messi evleniyor 13:55 » İki yılda 70 kilo verirken takipçilerinin de zayıflamasını sağladı 12:42 » Salı gününden itibaren sıcaklıklar azalacak 12:41 » 4 bin infaz ve koruma memuru alınacak 12:13 » TFF: Bugün ve yarın oynanacak tüm maçlar öncesinde 1 dakikalık saygı duruşunda bulunulacak 00:50 » İçişleri Bakanı Soylu: İki patlama olduğu arkadaşlarımız tarafından değerlendirildi 22:42 » Süleyman Soylu İstanbul'a hareket etti 22:40 » Fransa'da olağanüstü hal uzatılıyor 22:35 » Dışişleri Bakanlığı'ndan ABD'ye uyarı 22:26 » 22 bin 85 kişinin TSK ile ilişiği kesildi 10:42 » Arakan'da "insanlığa karşı suç" işleniyor

Sağlıklı ailede "sağlıklı iletişim" -1

Aile ve evlilik kurumu, toplumun inançları, yaşam tarzları, örf-adet ve geleneklerine göre farklılık göstermekle beraber; insanlık tarihi boyunca bütün dinlerde ve kültürlerde evrenselliğini ve toplumun temeli olma özelliğini korumuştur ve korumaktadır. Aile yapısı sağlıklı ve güçlü olan toplumlar ve devletler güçlüdür ve uzun ömürlüdür.

Aileler içinde bulunduğu toplumun yapısına göre farklılık göstermekle beraber; ‘’Biyolojik’’, ‘’Ekonomik’’, ‘ ’Sosyal’’ ve ‘’Psikolojik’’ boyutu vardı. Bu dört boyut içerisine; aile bireylerinin ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak, çocukların eğitim ve öğretimini planlamak, dini ve ahlaki değerleri öğrenmek, öğretmek ve yaşamak, işinden ve sosyal hayattan kalan zamanı farklı etkinliklerle aile bireyleriyle değerlendirmek, aile bireylerine güven-korunma ortamı oluşturmak, karşılıklı sevgi-saygı ortamı oluşturmak, paylaşmak ve eşlerin meşru ölçüde sağlıklı cinsel doyum ihtiyacını gidermek ve neslin devamını sağlamak gibi durumlar vardır.

Bugün ‘’sağlıklı aileyi’’; herkesin kabulleneceği bir şekilde açık ve net olarak tarif edilememekle beraber, kısaca; ‘’ruhen, bedenen ve sosyal anlamda iyi olma halidir’’. İyi bir evlilik ve aile hayatı zorlukları sayesinde gerçek değerini ortaya çıkarır. Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun gibi efsanelerde; karşılarına çıkan engeller ve zorluklar onların aşklarını, sevgilerini, sadakatlerini destanlaştırmıştır. Ferhat, Şirin’e kolayca kavuşmuş olsaydı, aralarında engel olan konulan dağları deldirebilecek aşkları-sevgileri ortaya çıkmaz, sıradan bir kavuşma olurdu. Mecnun da Leyla’sına kolayca kavuşmuş olsaydı; Mecnun’u çöllere düşüren aşk-sevgi ortaya çıkmazdı. Onların kavuşmalarını, aşklarını ve sevgilerini destanlaştıran aralarındaki engellerin ve zorlukların büyüklüğüdür. Emek harcamadan kolay elde edilen maddiyatın, mutluluğun ve huzurun kıymeti bilinemez ve uzun zaman elimizde tutmamız da mümkün değildir.

İş ve aile hayatındaki maddi ve manevi değerlerde bir paralellik vardır. Kişinin iş ve sosyal hayatını sağlıklı ve anlamlı kılan temel ilke ve değerler ile aile hayatını sağlıklı ve anlamlı kılan temel ilke ve değerlerden farklı değildir. Temel ilke ve değerler özellikle 0-6 yaş döneminde aile hayatı içerisinde öğrenir ve şekillenir. Bu yaş döneminde çocuklar annelerinden duygusal gelişimini, babalarından da karakter ve kişilik gelişimini tamamlarlar. Yetişkin bireyin duygusal, kişilik ve karakter gelişiminin % 70 lik kısmı bu yaş döneminde elde edilir. Eskiler boşuna dememiş; ’’Yedisinde neyse, yetmişinde de odur’’ diye. Kişilik ve karakter özelliklerinin % 70 ini yedi yaşına kadar aldığı için; yetmiş yaşında bile aynıdır, değiştirmek mümkün değildir.

Aile hayatında güven, sadakat, doğruluk, fedakarlık, hoşgörü, sevgi, saygı, cömertlik, vb. ne kadar önemli ise; aynı şekilde iş ve sosyal hayatta da önemlidir. Ailede bu değerleri kazanmış kişi; bunları iş ve sosyal hayatında da uygulayarak başarı ve verimli olmasını sağlar. Onun için genel olarak aile ve evlilik hayatında huzurlu, mutlu olan kişiler; iş ve sosyal hayatta da başarılı ve verimlidir.

Sağlıklı Ailenin Özellikleri

İletişim ve ilişkide duygusal paylaşım; aile hayatındaki iletişim bilgi aktarımından çok, duyguların aktarımı ve paylaşımıdır. İş ve sosyal hayatımızdaki; işveren-işçi, amir-memur, müdür-öğretmen, öğretmen-öğrenci arasındaki iletişim ve ilişki bilgi aktarımıdır. İş hayatındaki iletişim ve ilişki aile hayatına uygun değildir. Gerçi günümüzde de iş ve sosyal hayatta kuru bir bilgi aktarımından çok etkili bir iletişim için ses tonu, beden dili ve duygusallık gerekmektedir. Televizyonlarda haberlerin sunulması bile eskisinden farklı olarak; ses tonu, beden dili kullanılarak yapılmaktadır. Aile ve evlilik hayatında eşler ve çocuklar arasında; sevgi, saygı, iyilikler, güzellikler, sadakat vb. paylaşılabilir ve ifade edilebilir olmalıdır. İfade edilemeyen bir sevginin ve güzelliğin kimseye faydası olmaz. ‘’Güzellikler paylaşıldıkça çoğalır, acılar ve sıkıntılar paylaşıldıkça azalır.’’ Hadis-i Şerif’te ’’Sevdiklerinize sevdiğinizi söyleyin veya farklı bir şekilde ifade ediniz.’’ buyurmaktadır. Bir erkek eşine, bir baba çocuğuna ‘’seni seviyorum’’, bir kadın çiçek getirse de getirmese de eşine ‘’teşekkür ederim’’ diyebilmeli. ‘’Ben içimden seviyorum’’, ’’sevgim içimde’’ ,’’teşekkürü içimden dedim’ ’demesinin kimseye faydası olmaz.

Kıssada hisse; ‘’Öğretmen, yetişkin sınıflardan birisine şöyle bir ödev verir: -‘’Sevdiğiniz birine gidin ve ona kendisini sevdiğinizi söyleyin." Bir sonraki dersin başında ise öğrencilerden birisi söze şöyle başlar: -‘’Geçen hafta bize bu ödevi verdiğinizde size sinirlenmiştim. Bu sözleri söyleyebileceğim hiç kimsenin olmadığını düşünüyordum. Eve giderken bir anda yüreğimin sesine kulak verdim. İşte o zaman kime "Seni Seviyorum" diyeceğimi anladım. Bundan beş yıl önce babamla aramızda bir tartışma geçmişti ve o günden bu yana bu sorunu çözememiştik. Önemli aile toplantılarının dışında birbirimizi görmemeye çalışıyorduk ve hemen hemen hiç konuşmuyorduk. Eve vardığımda babama kendisini çok sevdiğimi söylemeye hazırdım. Bu kararı almak bile üzerimden büyük bir yük kaldırmıştı. Saat 5:30'da annemle babamın evinin kapısını çaldığımda kapıyı babamın açması için dua ettim. Çünkü kapıyı annem açarsa kendimi tutamayıp, ona kendisini sevdiğimi söylemekten korkuyordum. Fakat Allah yardım etti ve kapıyı babam açtı. Hiç zaman kaybetmeden eşikten adımımı attım ve :- "Baba, buraya seni sevdiğimi söylemeye geldim" dedim. Babam sanki bir anda başka bir adam olmuştu. Yüzündeki ifade yumuşadı, kırışıklıklar yok oldu ve ağlamaya başladı. Kollarını açtı, beni kucakladı ve bana :-"Ben de seni seviyorum oğlum, ama bunu hiçbir zaman dile getirmedim" dedi.
Fakat sizlere asıl anlatmak istediğim esas nokta bu değil. Babamı ziyaretimden iki gün sonra babam bir kalp krizi geçirdi ve hala hastanede. Şimdi yaşam savaşı veriyor. Şimdi sizlere şu mesajı vermek istiyorum:- "Yapmanız gerektiğine inandığınız hiçbir şeyi ertelemeyin. Ya babama olan sevgimi ifade etmek için hala bekliyor olsaydım? Yapmanız gerekeni hemen yapın, hiç beklemeden.’’

Bireysel farklılıkları kabullenme ve saygı duyma; aile içinde bulunanbireylerin cinsiyetleri ve fiziksel görünümleri farklı olduğu gibi; kişilik, karakter ve psikolojik yönlerinde de farklılık vardır. Bu farklılıklar eşref-i mahluk olarak yaratılan insanın diğer yaratılanlardan en önemli farkını da ortaya koyuyor. Aile içinde eşler arasında ve çocukların bu farklılıklarına saygı duyulmalı ve olduğu kabul edilmeli. Bu farklılıkları olduğu gibi kabul etme ve anlamaya çalışma yerine; değiştirmeye veya aynı kalıba sokmaya çalışılmamalıdır. Aynı kalıba sokmak veya değiştirmeye çalışmak fıtratı bozmaktır. Elmayı elma, armudu armut olarak görmeli; her ikisinin farklı olan rengini, kokusunu, tadını fark edip en güzel şekilde istifade edip yerli yerinde kullanmaya çalışılmalıdır. Aile hayatı ve sosyal hayatta da kimse kimseyi değiştirmeye ve kendine benzetmeye çalışmamalıdır. Bu farklılıklar insan olmanın gereği olduğunu bilmeli ve bu farklılıkların hayatın bir zenginliği olarak görülmeli ve saygı duyulmalıdır. En yakınımızdaki eşimizin ve çocuklarımızım farklılıklarını ‘’anlamaya’’ çalışmak kadar, kendi farklılıklarımızın da ‘’anlaşılabilmesi’’ için gayret etmemiz gerekir.

Kıssadan hisse; ‘’Timsahla filin dillere destan evliliğini duymuşsunuzdur belki. İki sevgili evlendikten sonra, birbirlerine kendileri için "en değerli" olanı verme yarışına girerler. Timsah gölden en güzel balıkları çıkarıp sevgilisi file ikram eder. Fil de pek sevdiği yeşil yaprakların en tazelerinden çırpıp sevgilisinin önüne atar. Fakat sonuç hüsrandır. Otçul olan fil için balıklar, etçil timsah için de tazecik yapraklar hiç de değerli değildir.

Çift sonunda anlar ki, herkesin kendisi için "en değerli" olanı vermesi iyi niyetli ancak teknik olarak yanlış bir davranıştır; hem iyi niyetli hem de teknik olarak doğru davranış eşi için "en değerli" olanı vermektir. Sonuç olarak, fil timsaha hortumuyla tuttuğu ve zaten yemeyeceği balıkları, timsah da gölün dibinden kopardığı ve zaten sevmediği tazecik yosunları vermeye başlar. Mutlu olurlar; çünkü birbirlerini anlamaya vakit ayırmışlardır. İkisi de "ben elimden geleni yapıyorum ya!" savunmasına girmemiştir.

En az fil ve timsah kadar yabancıyız birbirimize. Erkeklerin kadınların ne istediği konusunda teknik ve detaylı çalışmalara ihtiyacı var. Kadınların da hiç şüphesiz erkeklerin ne istediği üzerine kafa yormaları gerekiyor.’’

2013-12-06 12:00:16
Okunma Sayısı: 23693
Yasal Uyarı: Dünya Times yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.