Dünyadan ve Türkiye'den Güncel Haberler| 19 Haziran 2019, Çarşamba
Son Dakika: 12:06 » Gine Cumhurbaşkanı Conde TBMM'yi ziyaret etti 11:05 » Tunus'ta uçak mühendisi Zevvari'nin öldürülmesi protesto edildi 11:02 » EPDK'nın ilk Türk lirası doğalgaz ihalesine 5 talip 10:36 » Meksika'da havai fişek mağazasında patlama: 26 ölü 13:56 » Messi evleniyor 13:55 » İki yılda 70 kilo verirken takipçilerinin de zayıflamasını sağladı 12:42 » Salı gününden itibaren sıcaklıklar azalacak 12:41 » 4 bin infaz ve koruma memuru alınacak 12:13 » TFF: Bugün ve yarın oynanacak tüm maçlar öncesinde 1 dakikalık saygı duruşunda bulunulacak 00:50 » İçişleri Bakanı Soylu: İki patlama olduğu arkadaşlarımız tarafından değerlendirildi 22:42 » Süleyman Soylu İstanbul'a hareket etti 22:40 » Fransa'da olağanüstü hal uzatılıyor 22:35 » Dışişleri Bakanlığı'ndan ABD'ye uyarı 22:26 » 22 bin 85 kişinin TSK ile ilişiği kesildi 10:42 » Arakan'da "insanlığa karşı suç" işleniyor

Okullar açılırken "…..Bir mum yak"

Yeni bir eğitim-öğretim yılı başında okulların açılmasıyla yaklaşık on yedi milyon öğrenci, yediyiz bin öğretmen ve milyonlarca veli güzel bir heyecan ve telaş içindeler. Ayrıca bu sektörle uzaktan yakından ilgili olanlar da hazırlıklarını yapıp heyecanla beklemektedirler.

Genel itibariyler okulların açıldığı bu dönemde; gerekli hazırlıklar konusunda eksiklik ve olumsuzluklar dile getirilir ve kötü, karamsar bir tablo çizilir. İnsanın güzel düşünceleri, güzel duyguları ve olumlu davranışların ortaya çıkması için pozitif-olumlu bakmasını bilmelidir. Olumsuz-negatif bir bakış düşüncelerimizi, duygularımızı ve davranışlarımızı olumsuz olarak harekete geçirecektir. Bu olumsuz bakış toplumda var olan gerginlik ve tartışmaları tetikleyip artmasına neden olacaktır.

Bu eğitim döneminde geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın eğitim-öğretim adına yetişmeleri ve gelişmeleri mevcut eğitim sistemiyle okullarımızda ve öğretmenlerimizin nezaretinde olacaktır. Onun için moral bozma yerine, moral ve motivasyonu arttırıcı olmak gerekiyor. Her şeye rağmen çocuklarımıza ve öğretmenlerine sahip çıkmalıyız. Şunu da unutmamalıdır ki, dünyanın bütün ülkelerinde eğitim-öğretim istenilen manada memnun edici değildir. İstenilen manada memnun edici olsaydı; madde bağımlılığı, şiddet, cinayet, intihar, ailelerin dağılması, sokak çocukları olmazdı. Eğitimdeki sıkıntılar insanı problem haline getirmekte ve gelişmiş ülkeler dâhil hapishaneler özellikle gençlerle doludur. Konfüçyüs’ün güzel bir sözü "Karanlığa küfredeceğine, bir mum yak” gereği gördüğümüz karanlığı aydınlatabilmek için bir mum yakabiliyormuyuz? Ne yaptık, ne yapıyoruz, ne yapacağız bir düşünelim. "Bir mum diğerini tutuşturmakla ışığından birşey kaybetmez” – Mevlana

İnsan dünyaya geldiğinde çok aciz ve zayıftır. İnsan anne-babasını nezaretinde bakımı, eğitimi yapılmakta ve sosyal ve psikolojik ihtiyaçları aile ortamında giderilmektedir. Özellikle şuuraltı beslenlemenin olduğı 0-6 yaş dönemi aile tarafından en güzel şekilde değerlendirilmelidir. İnsanın okul hayatı, iş hayatı ve aile hayatı bu şuuraltı beslenme üzerine bina edilmektedir. Bu şuuraltı beslenme bir ömür boyu insanı yönlendirir ve şekillendirir.

Her anne babanın çocuğundan bir beklentisi vardır. Bazaen çocuğun ilgi ve yeteneklerine göre yönlendirme yapılırken, bazen de anne baba ulaşamadıklarını, yapamadıklarını çocukları üzerinde ulaşmak ve yapmak isterler. Kendimizi çocukta gerçekleştirmeye çalışmak, farkında olmadan çocuğa verilen en büyük zarardır. Böyle bir çocuk hiç bir zaman "kendi” yani "birey” olamaz. Birey olamayınca da, kendi başına karar veremez, kendi yeteneklerini bilemez ve geliştiremez, birilerine bağımlı bir hayat sürmeye mecbur olur.

"Her insan farklı bir dünyadır”

Her insan aynı görünmekle beraber; fizyolojik, psikolojik ve zihinsel olarak farklıdır, birbirine benzemez. Birbirine benzetmeye çalışmak, benzemeye çalışmak yaratılışa terstir. Her insanı farklılıkları göz önünde bulundurarak hayata ve geleceğe hazırlamalıdır. Sadece akademik başarı değil, duygusal yönüyle de yetişmesine önem vermelidir.

Okullar açılırken tekrar her öğrencinin fizyolojik, psikolojik ve zihinsel farklılıkları göz önünde bulundurarak yardımcı olmalıyız ve beklentilerimizi gözden geçirmeliyiz.

Her öğrenci fizyolojik, psikolojik ve zihinsel özelliklerine göre öğrenme stilleri farklıdır. Farklı olan bu öğrenme stillerine anne baba ve öğretmenler öğrenciyi tanıyarak eğitim-öğretimde bulunmak daha faydalı olur. Okula giden öğrencilerin öğrenme kapasiteleri farklı olduğu gibi öğrenme stillerinde de farklılık vardır.

Öğrenme sitilleri; genel olarak üç tür öğrenme stili vardır; görsel, işitsel ve kinestetik.

Görsel öğrenme stili; Gördüklerini ve okuduklarını kolay hatırlarlar. Resimlerle düşünmeye yatkındırlar, kitap okumayı sever ve okur. Gördüklerini unutmaz ve kolayca hatırlar. Çalışırken liste yapar, planlı ve programlı olurlar. Görsel öğrenme özelliği olan öğrenciler düzenli bir yerde çalışmayı sever. Harita, şema, şekil ve diğer görsel araçlar kullanarak, bilgi ve kavramları sembol ve resimlere dönüştürerek kolay öğrenir.

İşitsel öğrenme stili;
işittiklerini unutmazlar ve kolay hatırlarlar. Yazarken konuşur, müzik hatırlamalarını kolaylaştırır. Pek çok kişi için bir anlam ifade etmeyen ses, ritim, melodi onların çok şeyi hatırlamalarını sağlar. Gürültü dikkatlerini dağıtır ve rahatsız olurlar. İsimleri kolay hatırlarlar fakat gördüklerini zor hatırlarlar. Okumaktan daha çok dinlemeyi severler. Resimler ve resimli anlatımlardan rahatsız olurlar. İşitsel öğrenme özelliği olan öğrenciler; duyduklarını veya dinlediklerini en iyi şekilde öğrenirler. Ders çalışmak için sessiz bir ortam oluşturulmalı. Problem çözerken aklından geçenleri dillendirir. Tekrarları sesli yapar.

Kinestetik-dokunsal öğrenme stili;
dokunma ve hareket önemlidir. Yapılanı hatırlar, oyun ile öğrenmeyi çok sever. Rahat giyinir, koşmayı, hareket etmeyi çok sever. Okumakta zorlanır, yazı yazarken çok hata yapar ve çok dağınıktırlar. Vucutları ile iterek, atarak, vurarak başkalarına karşılık verirler.

Kinestetik öğrenciler; çalışırken serbest bırakılmalı, istediği yerde ve şekilde çalışmalı. Ders dinlerken hareket etmelerine, bir şeyle oynamalarına izin verilmeli. Derse konsantre olabilmek için ön sırada oturmalıdır. Laboratuvar çalışmaları, müze ve tarihi yerler gibi yaşayarak öğrenebileceği mekânları sever.

Öncelikle birey kendi öğrenme stilini bildiğinde; etkin öğrenme ve sorun çözücü konumuna gelir. Özbenlik saygısını geliştirir. Kendine güzveni artar. Okula karşı olumlu tutum sergiler. Başarılı ve etkin öğrenme gerçekleşir.

Uzmanlara göre her 30 kişiden 22’si bu üç özellikten ikisini, bazende üçünü taşımaktadır. Nerdeyse toplumun üçte ikisi üç öğrenme stilini de taşımaktadır. Yaşamlarında çok sorun olmamakta ve her konuda başarılıdırlar. Fakat üçte biri değişik oranlarda, özelliklede birini, diğer iki özelliğe göre daha belirgin olarak taşımaktadır. Bundan dolayı bu kişiler okulda öğrenme ve uyum konusunda sıkıntı yaşamaktadırlar.

Yeni eğitim-öğretim yılının öğrenciler, öğretmenler, velilere ve milletimize hayırlı olmasını ve başarılı bir şekilde geçmesini gönülden temenni ederim. Şunu unutmamak gerekir ki; "başarısız insan yoktur, kaynaklarını, ilgi ve yeteneklerini iyi kullanamayan insan vardır” sözünü de unutmamalı.
2014-09-12 12:54:08
Okunma Sayısı: 25402
Yasal Uyarı: Dünya Times yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.