Dünyadan ve Türkiye'den Güncel Haberler| 21 Ekim 2017, Cumartesi
Son Dakika: 12:06 » Gine Cumhurbaşkanı Conde TBMM'yi ziyaret etti 11:05 » Tunus'ta uçak mühendisi Zevvari'nin öldürülmesi protesto edildi 11:02 » EPDK'nın ilk Türk lirası doğalgaz ihalesine 5 talip 10:36 » Meksika'da havai fişek mağazasında patlama: 26 ölü 13:56 » Messi evleniyor 13:55 » İki yılda 70 kilo verirken takipçilerinin de zayıflamasını sağladı 12:42 » Salı gününden itibaren sıcaklıklar azalacak 12:41 » 4 bin infaz ve koruma memuru alınacak 12:13 » TFF: Bugün ve yarın oynanacak tüm maçlar öncesinde 1 dakikalık saygı duruşunda bulunulacak 00:50 » İçişleri Bakanı Soylu: İki patlama olduğu arkadaşlarımız tarafından değerlendirildi 22:42 » Süleyman Soylu İstanbul'a hareket etti 22:40 » Fransa'da olağanüstü hal uzatılıyor 22:35 » Dışişleri Bakanlığı'ndan ABD'ye uyarı 22:26 » 22 bin 85 kişinin TSK ile ilişiği kesildi 10:42 » Arakan'da "insanlığa karşı suç" işleniyor

Fişleme Dedikleri...

Daha 12 yıl önce bu ülkede kimsenin pek bilmediği, "Cuma Tedbirleri” diye bir olgu vardı…

Çarşamba günleri, tüm Emniyet birimlerinde Cuma günü , namaz vakti cami çevresinde ve içinde görevlendirilecek personelin isimleri belirlenirdi. Resmi kıyafetli polisler, cemaat dağılana kadar cami önünde nöbet beklerdi. Sivil polisler (İstihbarat ve TEM) hem cami içinde hem de cami dışında cemaatin arasına karışır fişleyecek adam arardı. İmamın hutbesi "laikliğe aykırı mı değil mi, cemaati kışkırtmaya mı yönelik” diye ayrıca rapor tutulurdu.

Başörtüsü eylemlerinin olduğu bir gün en çok bağıran ve halkı sürekli provoke eden iki kişi görmüştüm, en ön saflarda… Kalabalığı coşturan bu kişilerden biri bayandı. Amacına ulaştıktan sonra usulca alandan ayrıldığını fark ettim. Göz ucuyla takip ederken 300 metre ilerideki Çevik Kuvvet otobüsüne bindiğini gördüm.

O olaylardan sonra gecenin üçünde ev baskınları olmaya başladı. Alanda kameraya takılan ya da fişlenen kim varsa alındı. Günlerce gözaltından sonra çoğu idamla, müebbetle yargılandı. Bugün hala o zulümden içeride olanlar var.

Bu olayların zirvede olduğu, Reha Muhtar’ın, Ali Kırca’nın ana haber bültenlerinde hararetle yeşil bayraklı gösterileri anlattığı dönemlerde, 28 Şubat 1997 günü, Malatya İslami Dayanışma Vakfı Başkanı İsmail Özer aniden ortadan kayboldu. Kendisini yakinen tanırdım. Hoşgörülü, güler yüzlü, yardımsever bir insandı. Lakin 28 Şubat’ın kirli çarklarında fişlenen biriydi. 01 Mart 1997 günü Ankara’nı Kalecik ilçesi yakınlarında boş bir arazide bulundu İsmail Özer. Gözlerinin altı mosmor ve bitik bir haldeydi. Vücuduna enjekte edilen bir maddeyle, kendinde değildi. Yüzlerce araç konvoyu eşliğinde Malatya’ya getirildiği günün akşamının haber bültenleri "yeşil bayraklı karşılama” "Malatya şeriat sesleri” şeklinde haberi veriyordu. 3 gün sonra kendisiyle konuşma fırsatı buldum, boş gözlerle bakıyor, hiçbir şeyi hatırlamıyordu. 2000 yılının bir Ramazan gününde , evinin balkonundayken, fenalaşıp aşağı düşmüş ve Rahmet-i Rahman’a kavuşmuştu. Düşmeden önce beyin kanaması geçirmesine rağmen, haber bültenleri "intihar etti” diye verdi vefatını…

Salih Mirzabeyoğlu, Zekeriya Şengöz, Fahri Memur gibi 28 Şubat mağdurları hala içerdeler. Onlar başörtüsü eylemlerini füruat görmediler, görmedikleri içinde hala çileleri dolmadı.

Bahsettiklerim binlerce örnekten sadece bir kaçı…

Bugünlere kolay gelinmedi.

O kirli döneme ait,” tüm genelge, tamim, yönerge, eylem planı, talimatları tümden yürürlükten kaldıran” bir hükümeti "irtica avcısı” diye lanse etmek en büyük haksızlıklardan biridir.

Özlem Albayrak’ın şu cümlesine hak vermemek elde değil;

"İrtica avcısı" sıfatı Başbakan sözkonusu olduğunda doğru değildir. Bu ülkede bu sıfatı taşımaya layık en son kişi Erdoğan'dır

Ayrıca Abdulkadir Selvi’nin şu tespiti de son derece yerinde;

"Kırmızı Kitaplarda tehdit olanlar, gün geldi Kırmızı Kitapları değiştirecek güce ulaştı.”

Hem fişlemelerden dert yanıp hem de özel hayata yönelik ithamlarla aba altından sopa göstermek nasıl bir ruh halinin eseridir.

'Önceki seçimler arifesinde denenmiş olan özel hayatın mahremiyetini ihlal edici ahlakdışı metod ve girişimlerin, tekrar denenebileceğine dair endişe verici işaretler görülmektedir' Durup dururken zikredilen bu cümleden ne anlamamız gerekiyor?

Yalçın Akdoğan’ın da dediği gibi "Fişlemeden ve dinlemeden güya dert yananların sanki bizim alıp verdiğimiz her nefesi biliyormuş gibi edasıyla konuşmaları büyük talihsizliktir”

Ak Parti iktidarının en son eleştirilecek noktası, "dini görüşü ya da yakın durduğu cemaat yüzünden mağdur edilmiş insanların olduğu” ithamıdır.

TEMENNİ: 28 Şubat’ın kirli çarkında mağdur edilmiş Salih Mirzabeyoğlu, Zekeriya Şengöz, Fahri Memur gibi yüzlerce isim için yeniden yargılanma hakkının , yeni yargı paketi içinde olması…

ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN
2013-12-07 15:40:51
Okunma Sayısı: 24708
Yasal Uyarı: Dünya Times yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.