Dünyadan ve Türkiye'den Güncel Haberler| 05 Mart 2021, Cuma
Son Dakika: 00:00 » Aşırı Kilo Aldıysanız Geç Olmadan Doktora Görünün - Op. Dr. Levent Bakışgan Obeziteyi Anlatıyor 22:14 » Op. Dr. Levent Bakışgan, Türkiye'de Sağlık Turizmi Her Geçen Gün Artıyor 21:20 » Covid-19 (Corona) Virüsüne Karşı Nasıl Beslenmeliyiz? 22:58 » Op. Dr. Levent Bakışgan İlk Pandeminin Tarihten günümüze etkilerini anlatıyor 12:06 » Gine Cumhurbaşkanı Conde TBMM'yi ziyaret etti 11:05 » Tunus'ta uçak mühendisi Zevvari'nin öldürülmesi protesto edildi 11:02 » EPDK'nın ilk Türk lirası doğalgaz ihalesine 5 talip 10:36 » Meksika'da havai fişek mağazasında patlama: 26 ölü 13:56 » Messi evleniyor 13:55 » İki yılda 70 kilo verirken takipçilerinin de zayıflamasını sağladı 12:42 » Salı gününden itibaren sıcaklıklar azalacak 12:41 » 4 bin infaz ve koruma memuru alınacak 12:13 » TFF: Bugün ve yarın oynanacak tüm maçlar öncesinde 1 dakikalık saygı duruşunda bulunulacak 00:50 » İçişleri Bakanı Soylu: İki patlama olduğu arkadaşlarımız tarafından değerlendirildi 22:42 » Süleyman Soylu İstanbul'a hareket etti

Çözüm Sürecinin Yansımaları (1)

Bir çok kirli hesapların döndüğü bu topraklar çok acılar gördü, çok gözyaşları akıttı, çok ağıtlar yakıldı ve de çok sevdalar yitip gitti bu coğrafyada…Anaların gözyaşı dinsin diye çıktık biz de bu yollara. Karınca misali taşıdığımız su belki bu ateşi tek başına söndürmeye yetmezdi ama en azından safımız belliydi, söndüremesek de bu uğurda ölürdük ya. İşte bu amaç üzerine düştük yollara…

Diyarbekir, Siirt, Şırnak, Cizre, Hakkari, Muş, Bingöl, Bitlis, Van, Mardin, Şanlıurfa yollarına revan olduk. Yetmedi , Sivas, Amasya, Samsun, Çorum, Yozgat, Trabzon, Antalya, İzmir illerinde dostlarla hasbihal ettik. Bir güzel mozaiğin güzel parçalarıydık, Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Abhaza, Arnavut, Boşnak, Sünni, Alevi, Süryani, Ermeni, Ortadoks, Katolik, Protestan, Musevi … Aynı çatı altında bir , beraberdik… Biz birlikte Türkiye idik. Et ve tırnak misali, ayrılık ancak bizi kanatır, acı çektirirdi.

Nifak tohumu ekmeye, fitne çıkarmaya çalışan unsurlar bu coğrafyada her zaman olmuştur bundan sonra da olacaktır. Biz kardeşliğimizi , birliğimizi, beraberliğimizi bildikten sonra şer odaklarının hesapları elbet boşa çıkacaktır!

Nevruzda Diyarbakır’daydım. İnsanların gözlerindeki umudu bizzat gördüm yaşadım. Kimi piknikte, kimi halayda, kimi muhabbette… Sofralarına davet ettiler, ikramda bulundular… Sohbet sohbeti açtı. Çözüm sürecini, demokratik açılımı, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesini konuştuk. Sözler hemen hemen aynı noktada kesişiyor: BİN YILLIK KARDEŞLİĞİMİZİ BOZMAK KİMİN HADDİNE! Ayrılmak gibi bir düşünceniz var mı diye soruyorum, söze orta yaş üstü bir beyefendi giriyor "ASLA VE KAT’A! Ayrılmak gibi düşünce asla aklımızdan geçmez. İstanbul ne kadar sizinse o kadar bizim, Diyarbakır ne kadar bizimse o kadar sizin. Etle tırnak gibiyiz, ayrılamayız” sonra öğreniyorum ki bu sözleri sarfeden BDP teşkilatından…

Ah şu ön yargılar yok mu? Gidip görmeden konuşmadan, insanlar ne düşünüyor, sorunları nedir demeden ahkam kesmişiz hep!

 

Tarihi Hasanpaşa konağına gidiyoruz. Yanımızda bir zabıta bize eşlik ediyor. Masalardan müsaade isteyerek sohbet etmek istiyoruz. Büyük memnuniyet duyarak davet ediyorlar. O kadar sıcak o kadar candan insanlar. Çözüm süreci ile ilgili görüşlerini , beklentilerini soruyoruz. Hepsinin gözünde aynı umut ama bir o kadar da korkuyorlar. Sanki birileri çıkıp bir şeyler yapacak ve her şey altüst olacak ama ümitlerini asla yitirmiyorlar. Biz dostlarla muhabbetteyken yan masadan , halinden bu bölgeden olmadığı bir teyzemiz hoş bir tebessümle anlattıklarımı dinliyor. Sözlerim bitince masalarına davet ediyorlar beni. Öyle güzel dualar ediyor ki bize gözlerim doluyor. "çok hayırlı bir iş yapıyorsunuz evladım, Allah sizin gibi gençlerin sayısını artırsın!(Amin)” sonra masaya dört hanımefendi daha geliyor. Bir bayi toplantısı için Ankara’dan, Diyarbakır’a gelmişler, tabi ön yargılar içinde (maalesef) ama bizzat görüp yaşayınca ne kadar çok yanıldıklarının farkına varmışlar. Hanımlardan biri mihmandarlık yapıyor misafirlerine, Diyarbakır’lıymış… O da çözüm sürecine olan inancını anlatıyor ama geçmişte yaşadıklarını da unutamıyor. "sizin gözünüzün önünde bir yaşında çocuğu öldürdüler mi Faruk Bey? " diye soruyor. 15-20 yıldır bu bölgelerde olduğumu yaşananları çok iyi bildiğimi bazı şeylere bizzat şahit olduğumu anlatmaya çalışıyorum. Belki çoğunuz bilmezsiniz, bundan yalnızca 15 yıl önce , insanlar köylerine aylık erzağını karneyle götürürlerdi. Yol kontrollerinde bu karneler tek tek incelenirdi. Her evin belli bir istikakı vardı. Misal belli bir kilodan sonra, un, şeker, pirinç, çay yasaktı. Naylon muşamba, spor ayakkabı gibi şeylerse ise kesinlikle yasaktı ve özel izne tabiydi. Tabi bunları sadece yaşayanlar bildi. Bir köye gittiğinizde karakola kimlik bırakmanız gerektiğini, yol kenarındaki ağaçların kesildiğini hiç duydunuz mu?

Hanımefendi ile karşılıklı sohbet ederken bana şu zor soruyu sordu: "Peki bana yaşamadığım çocukluğumu verebilecek misiniz Faruk Bey?” böyle bir soruya muhatap olmak çok ağır geldi, ne denebilirdi ki? "size çocukluğunuzu geri veremem, yaşananlar yaşandı ancak sizin çocuklarınızın geleceği için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum” diyebildim. Dualar eşliğinde başka hayatlar, başka hikayelere ortak olmak için ayrıldık masadan…

Başka bir hanımefendi ile sohbete devam ettik. O da çözüm sürecine olan inancından bahsederek, Başbakan Erdoğan’ın büyük risk alarak tüm bedenini bu yükün altına koymasını takdir ettiğini belirtti. Başından geçenleri göz yaşları içinde anlatmaya başlayıverdi. 92 yılında kız kardeşine annesinin gözü önünde defalarca tecavüz edildiğini, kız kardeşinin daha sonra girdiği bunalımları, intihar girişimlerini anlattı , gözyaşlarına boğularak… tüylerim diken diken , ben de gözyaşlarıma hakim olamıyorum. Nasıl bir insanlıktır, nasıl bir vahşettir, kelimeler kifayetsiz kalıyor izah etmeye... Devam ediyor anlatmaya " kız kardeşimi daha sonra evlendirdik. Hamilileğinin sekizinci ayında intihar ederek canına kıydı. Çocuğu kurtarabildik… bu yaşanlar karşısında ne yapabilirdim ki? Ya dağa çıkacaktım ya da kaçıp gidecektim. Ben Almanya’ya gitme yolunu seçtim. Yeğenim şimdi onbeş yaşında. Geçen gün telefon etti bana "teyze kurtar beni! Zorla istemediğim biriyle evlendiriyorlar” acı içinde acı , nerden tutsan elinden kalıyor.

Elinde Nikon fotoğraf makinesi ile genç bir arkadaşla başlıyoruz muhabbete. Huzurlu günlerin geleceğine olan inancını hiç yitirmemiş. O da başından geçen bir olayı anlatmaya başlıyor. "yine böyle bir gün dağların, tepelerin fotoğrafını çekiyorum. Yakaladılar beni, "kroki çıkarmak için fotoğraf çekiyorsun” diyerek gözümü bağlayıp beni karanlık bir odaya attılar ve 21 gün işkence yapıp, sonra serbest bıraktılar. Barış huzur, kardeşlik gelsin de bu yaşadıklarımı unutmaya razıyım, yeter ki çocukların yüzü gülsün, ben çocukları çok seviyorum abi! Kırlarda, bayırlarda, tepelerde koşup oynayan çocukları görmek beni mutlu ediyor”

Herkesin kendi içinde bir yarası var, için için kanayan.. Bu süreç öyle bir umut olmuş ki kimle konuşursanız konuşun, esnafı, taksicisi, çaycısı, memuru, işçisi …

 

Taksisine bindiğim bir ağabeyimiz, konuyu açınca başlıyor söze "Bu bölgeleri artık sürgün bölgesi olarak görmekten vazgeçsinler. Ön yargıyı yıkmak atomu parçalamaktan daha zor bir şey demiş ya biri kim demişse çok doğru demiş (gülüyoruz) Diyarbakır, Siirt , Mardin, Muş, Bingöl , Bitlis .. güvenli yerler belki de İstanbul’dan İzmir’den, Ankara’dan daha güvenli. Küçük bir olay oluyor, abartıyorlar sanki tüm ilde her gün kargaşa, kaos var, bombalar patlıyor, inanın ki yok böyle bir şey, gerçekten yok!”

 

Keçiburcu’na gelip adına türküler yazılmış Kırklar Dağı’na, Dicle’ye, On Gözlü Köprü’ye bakıyorum. Kırklar Dağı’nın üstünde inşaatlar beni ziyadesiyle üzüyor, böylesi güzel bir karenin içinde o beton yığınlarının ne işi var? Oraya imar vermek, doğayı katletmekle eşdeğer! Umarım Belediye yetkilileri gereğini yapmakta fazla gecikmezler…

Keçiburcu’nda çayımı yudumlarken lise çağlarından genç bir kızla sohbete başlıyoruz. "Abi televizyonlarda diyorlar ki, Yozgat, Trabzon, İzmir gibi illerde Kürtleri hiç sevmiyorlar, komşu dahi olmak istemiyorlarmış hatta bazıları sabun yapmak istiyormuş bizlerden… (Ertuğrul Özkök’ün köşesine taşıdığı o rezil anketten bahsediyor), doğru mu?” "öyle şey olur mu” diyorum "bakma sen onların dediğine, ben o dediğin illerin hepsine bizzat gittim, insanlarla konuştum, kimsede böyle bir düşünce yok, inanma sen böyle haberlere… Mesela Yozgat’ta kürt çok var, çık çarşısına Kürtçe konuşan insanlara rastlayabilirsin hatta Yerköy ilçesi var. Arazi sahibi Kürtler var” o masum güzel yüzünde gülücükler açılıyor, "bilmiyordum, çok teşekkür ederim abi” deyip ayrılıyor

 

Sayın Başbakan bazen medyaya sert çıktığında tepki gösteriyorlar. İşte bakın gerçekle uzaktan yakından olmayan bir haber genç bir kızın kalbini nasıl kırmış, işin aslını bilmese, batıda yaşayanların sürekli kendilerine kin beslediğini düşünecek ve bir nesil böyle yetişecek… peki düşüncesizce bu tarz haber yapanlar… siz yazıp geçer, basit bir cümle olarak görürsünüz ama onun yarattığı travmanın farkına bile varmaz, o şaşalı hayatınıza devam edersiniz. Öyle ya, geride kırıp döktükleriniz kimin umurunda?

 

Devam edecek ...

 

ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN


2013-05-09 18:35:38
Okunma Sayısı: 26482
Yasal Uyarı: Dünya Times yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.