Dünyadan ve Türkiye'den Güncel Haberler| 24 Kasım 2017, Cuma
Son Dakika: 12:06 » Gine Cumhurbaşkanı Conde TBMM'yi ziyaret etti 11:05 » Tunus'ta uçak mühendisi Zevvari'nin öldürülmesi protesto edildi 11:02 » EPDK'nın ilk Türk lirası doğalgaz ihalesine 5 talip 10:36 » Meksika'da havai fişek mağazasında patlama: 26 ölü 13:56 » Messi evleniyor 13:55 » İki yılda 70 kilo verirken takipçilerinin de zayıflamasını sağladı 12:42 » Salı gününden itibaren sıcaklıklar azalacak 12:41 » 4 bin infaz ve koruma memuru alınacak 12:13 » TFF: Bugün ve yarın oynanacak tüm maçlar öncesinde 1 dakikalık saygı duruşunda bulunulacak 00:50 » İçişleri Bakanı Soylu: İki patlama olduğu arkadaşlarımız tarafından değerlendirildi 22:42 » Süleyman Soylu İstanbul'a hareket etti 22:40 » Fransa'da olağanüstü hal uzatılıyor 22:35 » Dışişleri Bakanlığı'ndan ABD'ye uyarı 22:26 » 22 bin 85 kişinin TSK ile ilişiği kesildi 10:42 » Arakan'da "insanlığa karşı suç" işleniyor

Ayrışmadan Kalkışmaya


22 Temmuz 2007 seçimlerine kadar her şey normal seyrinde gidiyordu. Seçimlerin ardından 60. Hükümetin İçişleri Bakanı Beşir Atalay oldu. O zamana kadar cemaatin Atalay ilgili herhangi bir problemi yoktu. Ama belli bir zaman sonra direkt hedef alınmaya başlandı. Hükümete düzeyli yaklaşılırken Beşir Atalay sert şekilde eleştiriliyordu.

Bu durumun nedeni olarak da, bazı atamalarda (Mülki İdare ve Emniyet ) cemaate yakın kişilerin pasifize edilmesi ya da beklenilen yerlere atanmalarının yapılmamasıydı. Kurulan paravan sitelerde Atalay’a karşı saldırının dozajı gittikçe artmaya başladı. Habur krizinde, Van depreminde yerden yere vuruldu.

2011 yılında bir panelde ismi bende saklı Camiaya yakın bir Hoca’ya sordum "Nedir bu Beşir Atalay hazımsızlığı?” diye.
"Bu rahatsızlığı daha çok Uslu ve Baransu dile getiriyor. Bunun nedeni olarak da KCK operasyonlarını 2 yıl geciktirdiğini gerekçe gösteriyorlar” diye cevaplamıştı.


Atalay’ın, Devlet Bakanı olduğu süreçte kendisine bağlı TİKA Başkanı Hakan Fidan’ın Mayıs 2010’da MİT Müsteşarlığına getirilmesi ipleri iyice germeye başlamıştı.

Hakan Fidan göreve başladıktan sayılı günler sonra Haaretz Gazetesinde Amir Oren’in imzalı bir makale ( http://www.haaretz.com/print-edition/news/israel-worried-by-new-turkey-intelligence-chief-s-defense-of-iran-1.294568 ) yayınlandı. İsrail güvenlik kaynaklarının, Mavi Marmara’nın mimarı olarak gördükleri iki isimden birinin( diğeri Davutoğlu/oysa Davutoğlu Mavi Marmara’nın çıkışını istememişti) Türk istihbaratının başına gelmesinden duydukları endişe dile getiriliyordu. Ayrıca bu iki ismin (Davutoğlu&Fidan) Türkiye ve Brezilya arabuluculuğunda İran ile yapılan, "Uranyum takas anlaşmasında” etkin rol aldıkları belirtiliyordu. Bu makaleden 2 ay sonra Ağustos 2010’da Ehud Barak’ın sözde açık mikrofon kriziyle(!) söyledikleri ise hepimizin malumu.

Oslo’da ,MİT adına Hakan Fidan, Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş, KCK adına Mustafa Karasu, PKK adına Sabri Ok, Kongra-Gel Başkan Yardımcısı Zübeyir Aydar ve koordinatör ülke temsilcilerinin katıldığı görüşmelerin sızdırılmasıyla (Rivayet odur ki, Karasu üzerinden Tel-Aviv’e oradan da DİHA’ya) yeni bir süreç yaşanmaya başlandı.

Atalay-Davutoğlu-Fidan’a karşı oluşturulan cephe Ak Parti iktidarına yönelik genişlemeye başladı. 2011 yılında Başbakan’ın ilk ameliyatı sırasında Şike Yasası üzerinden gelen sert eleştiriler ikinci ameliyatı sırasında Başsavcılıktan gizlenen bir soruşturmayla, Savcı Sadrettin Sarıkaya tarafından Fidan, Taner, Güneş’in ifadeye çağrıldığı 7 Şubat Operasyonuyla zirve yaptı. Bu gizlenen soruşturma sonucu görevden alınan Sarıkaya ile ilgili, Başsavcı Çolakkadı "Savcı Sadrettin Sarıkaya'nın görevden alınması bilgim ve onayım dâhilinde gerçekleşti. Başsavcı Vekili Fikret Seçen'in aldığı bu kararın asıl gerekçesi savcının yürüttüğü soruşturmanın gizliliğini temin edememesi, olayın basına sızmasına engel olamamasıdır. Soruşturmanın güvenliğini sağlaması gerekirken gereken tedbirleri almamıştır. İkinci gerekçe ise kendisine özel yetkiyi veren başsavcı vekilinden soruşturmayla ilgili gelişmeleri gizlemesidir” açıklamasını yapmıştı.

Bu operasyondan bir yıl sonra Başbakan, çözüm süreci kapsamında hayata geçirilen "Akil İnsanları” kabul ettiği toplantıda "Geçen sene kardeşimi (Hakan Fidan) yakalayıp içeri atacaklardı. Siyasi riskimi aldım, teslim olmaması için bütün adımları attım. Bunu da açıkça burada söylüyorum' diyerek tepkisini dile getirmişti. Biliyordu ki bu operasyonun asıl amacı Fidan üzerinden kendisiydi.
Ak Parti iktidarına yönelik eleştiriler gittikçe kara propagandaya dönüşmeye başladı. Bir yandan İrancılıkla suçlayanlar diğer yandan dış basına El-Kaide’ye yardım edildiğini söyleyerek büyük çelişkiye düşüyorlardı. Bir tarafta Esed’in en büyük müttefiki İran diğer tarafta Esed’a karşı savaşan El Kaide…
İsviçre mahkemelerinden, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden aklanmış Yasin El Kadı üzerinden vurmaya başladılar…

15 Ekim 2013 günü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin El Kaide mevzilerini obüslerle vurması bile bu kara propagandayı bitirmemişti.
Özellikle, Mahir Zeynalov, Tuncay Opçin, Emre Uslu, Abdullah Bozkurt gibi köşe yazarları Ak Parti İktidarını El-Kaide ile işbirliği içindeymiş gösteren yazılar yazıp, sosyal medyada paylaşımlarda bulundular. Amaç, Türkiye’yi "terör örgütlerine yardım eden ülkeler” kategorisine sokup, uluslar arası ceza mahkemelerinde ceza almasını sağlamak.

Mavi Marmara olayıyla ilgili İHH Başkanı Bülent Yıldırım’ın geçtiğimiz günlerde bir tv programında söylediği sözler, aslında bu saldırıların başlangıcını net gösteriyor "17 Aralık operasyonunun devamı olarak, 'El Kaide operasyonu' diyerek bize operasyon yapacaklardı. Ama ismimizi veremediler. İlk El Kaide dosyasını bize yamayan Tuncay Opçin’dir. Kendisine dava açtık ve davadan zarar gördü. Bir de, 'operasyona başbakan izin vermedi' diyerek bizi İsrail ve Amerika’ya şikayet ediyorlar. Dışarıda bizi El Kaideci, içerde ise İrancı olarak lanse ediyorlar

Gündem o kadar hızlıydı ki;
Başsavcılık’tan gizlenen ikinci dalga 25 Aralık Operasyonu’na karşı devletin ilgili kurumları direnç gösterdi ve bu girişim engellendi. Yaşanalar Tıpkı 7 Şubat Operasyonu’ndaki gibiydi.
Başsavcı Çolakkadı "Sabahleyin geldik ki olay medyada. Yani dün. Dün akşama kadar bu olay medyadaydı. Bunun üzerine bir de basın açıklaması yaptık. Gizlice hemen emniyete medyaya intikal ettiriliyor. Medyanın gücüyle savcı çalışır mı? Soruşturmalar böyle orta yerde yapılabilir mi? Medyaya aktarmak suç değil mi?” açıklamasında belirttiği gerekçelerle savcı Muammer Akkaş’a soruşturmadan el çektirdi.
07 Şubat’ta Fidan üzerinden Başbakan’ı almak isteyenler bu defa ailesi üzerinden bunu denemeye kalktı.

Son iki girişime karşı, şu ana kadar Ak Parti iktidarı henüz bir refleks göstermedi. Başbakan Erdoğan’ın 2013 yılı değerlendirmesinde sarfettiği
"17 Aralık komplosu, yolsuzluk ambalajına gizlenmiş bir suikast girişimidir. 17 Aralık komplosu, milletin hükümetini hedef almıştır. 17 Aralık komplosu, bunun da ötesinde, milli iradeyi, demokrasiyi, sandığı hedef almıştır. Yargı ve emniyet başta olmak üzere, devlet kurumları içine yerleşmiş bir örgüt, dışarıdan aldığı talimatlarla, Türkiye’nin istikrarına, güven ortamına, Türkiye’nin büyüyen ekonomisine ve kardeşliğine suikast girişiminde bulunmuştur.” sözleriyle bu girişimlerin cevapsız kalmayacağın da işareti bir nevi verildi.

Beşir Atalay’ın İçişleri Bakanı olmasıyla başlayan ayrışma, Fidan’ın MİT Müsteşarlığı, Oslo, Uludere, Şike Yasası, 07 Şubat Operasyonu, Gezi Kalkışması Dershaneler, 17 Aralık Operasyonu ve 25 Aralık girişimiyle tavan yaptı…

Asıl dert ne derseniz;

İstanbul’a yapılan havalimanından rahatsız olan İNGİLTERE,
Kanal İstanbul’dan Montrö’yü bahane gösterip rahatsız olan ALMANYA,
Kuzey Irak Petrol parasının Halkbank’ta toplanmasından rahatsız olan ABD,
İran yapılan ticaretten rahatsız olan İSRAİL
ve hepsinin ortak rahatsızlığı, bir türlü yönlendiremedikleri ÇÖZÜM SÜRECİ!

Görelim Mevlam neyler neylerse güzel eyler…

ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN


2014-01-01 22:52:37
Okunma Sayısı: 33827
Yasal Uyarı: Dünya Times yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.