Dünyadan ve Türkiye'den Güncel Haberler| 14 Kasım 2019, Perşembe
Son Dakika: 12:06 » Gine Cumhurbaşkanı Conde TBMM'yi ziyaret etti 11:05 » Tunus'ta uçak mühendisi Zevvari'nin öldürülmesi protesto edildi 11:02 » EPDK'nın ilk Türk lirası doğalgaz ihalesine 5 talip 10:36 » Meksika'da havai fişek mağazasında patlama: 26 ölü 13:56 » Messi evleniyor 13:55 » İki yılda 70 kilo verirken takipçilerinin de zayıflamasını sağladı 12:42 » Salı gününden itibaren sıcaklıklar azalacak 12:41 » 4 bin infaz ve koruma memuru alınacak 12:13 » TFF: Bugün ve yarın oynanacak tüm maçlar öncesinde 1 dakikalık saygı duruşunda bulunulacak 00:50 » İçişleri Bakanı Soylu: İki patlama olduğu arkadaşlarımız tarafından değerlendirildi 22:42 » Süleyman Soylu İstanbul'a hareket etti 22:40 » Fransa'da olağanüstü hal uzatılıyor 22:35 » Dışişleri Bakanlığı'ndan ABD'ye uyarı 22:26 » 22 bin 85 kişinin TSK ile ilişiği kesildi 10:42 » Arakan'da "insanlığa karşı suç" işleniyor

Ana gibi yar, baba gibi dost….


İnsanın dünyaya gelmesinde ve hayata hazırlanmasında ailenin rolü tartışılmaz. Bu

durum hayvanlar âleminde de farklı değildir. En vahşi hayvanlar âleminde dahi, yavrularına karşı gösterdikleri sevgi, şefkat ve merhametleriyle adeta onlarda ‘’ikinci bir fıtrat’’ oluşturur. Vahşiliği bitirerek sevgi ve şefkatle yavrularına hizmetçi olurlar.

Kadın ve erkeğin nikâh sonucu evlilikle oluşan ailenin en önemli vazifelerinden biri ‘’neslin çoğalması’’, yani ‘’üreme’’dir. Bu zamanda neslin çoğalması için görülen engellerden biri maddi imkânların yetersizliği ve geçim sıkıntısı gösterilmektedir. Bu israf içinde ve kanaatsiz bir hayat sürenler için haklı olabilir. Hayatını her bakımda planlı, iktisat ve kanaat kurallarını hayatının gayesi yapmış olanlar için yersiz bir endişedir. Çünkü ‘’Rızık Allah’ın taahhüttü altındadır.’’ Onun için dünyanın neresinde olursa olsun; çölde, buzullarda, karada, denizde ve havada yaşayan bütün canlıların rızıkları ihmal edilmiyor. Açlıktan ölmeler ise; israf, kanaatsizdik, su-i istimal ve hak-hukuk tanımamazlık neden olmaktadır.

Belki ‘’neslin çoğalması’’ ile ilgili asıl endişe; insani, ahlaki, manevi ve milli değerleri açısından topluma hazır hale getirip- getirememe endişesini her anne-baba iliklerine kadar hissetmeli ve yaşamalıdır. Bu konuda ciddi bir sorumluluk duygusu içinde olmaları gerekir. Aksi takdirde; hem çocuğa, hem topluma, hem de insanlara karşı ihanet içinde oluruz. Anne-baba çocuğun Allah’ın geçici bir ‘’emaneti’’ olduğunu bilmeli ve emanete ihanet ederim korkusu içinde yaşamalıdır.

Çocuğun dünyaya gelmesinde anne veya babanın rolünün etkisinin tartışılması ‘’tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar’’ misali kısır bir döngüdür. Öncelikle anne ve baba sebep olduklarını unutmamalıdır. Çocuğu olması veya olmamasının mutlaka bir hikmetinin olabileceğine inanmaları gerekir. Yani çocuğu olmadan bir hayatı sürdürmenin ya da; çocuğu olup ta engelli veya topluma zararlı davranışları gösteren bir çocuğun mu? Bir aileye yük olduğunu bilemeyiz.

Çocuğun dünyada gelmesinden anne babanın etkisinin yanında; çocuğun hayata hazırlanması, insani, ahlaki, milli ve manevi değerleri öğrenmesi ve yaşaması açısından yetiştirilmesinde durum nedir? Ne olmalıdır?

Sahabe Peygamber Efendimize soruyor? ‘’ Benim iyiliğime en layık olan kimdir?’’ Peygamber Efendimiz ‘’Annen’’ cevabını veriyor. O, bu sorusunu üç kere tekrar ediyor ve hepsinde aynı cevabı alıyor. Dördüncüde ise ‘’Baban’’ buyuruyordu. Yine Peygamber Efendimiz; ‘’Cennet anaların ayağı altındadır’’ buyurarak kadına ve anneye dikkat çekmektedir.

Anneye çekilen dikkatin değerlendirilmesi farklı iki yönden yapılması gerekiyor. Anne açısından bu iltifatın bir bedeli olduğu hiç unutumamalı. Annelik büyük bir sorumluluk gerektiriyor, meşakkati, sıkıntısı çok fazladır. Hakiki manada ‘’anne’’ olabilenlerin bu iltifatı hak edeceklerini bilmeli. Doğumdaki sancılardan başlayarak, besleme, koruma ve bakımı için yapılanlar ve geceleri uykusuz kalma yanında; çocuğun özellikle 0-6 yaşında ‘’şuuraltı müktesebatına’’ insani, ahlaki, milli ve manevi değerlerle doldurma derdine ve tasası gayreti içinde olmalıdır. Aksi takdirde ‘’biyoloji annelik’’ bu iltifatlar için yeterli değildir.

Annelerin özellikle 0-6 yaş dönemindeki; ninnileri çocuklarda dil gelişimini; onu sevmesi, öpmesi, koklaması ve sıcaklığı ‘’duygusal gelişimi’’ açısından çok önemlidir. Yetişkinler geriye dönüp baktıklarında annelerinin her bakımdan üzerlerinde etkilerini ve izlerini fazlasıyla görürler. Bu konuda Bediüzzaman annesi hakkında şunları ifade eder: "Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum; en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi merhum validemden aldığım telkinat ve manevi derslerdir ki; o dersler fıtratımda, adeta maddi vücudumda çekirdek hükmünde yerleşmiş; sair derslerin o dersler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum.”

Kişi hangi yaşta olursa olsun annesinin ölümü-kaybı babadan daha fazla yıkıcı tesiri olur. Anneye, fıtratı gereği babadan daha fazla hissi ve duygusal bir bağlantı vardır. Anne hem fiziksel, hem de duygusal bakımdan daha hassastır. Anneler ‘’şefkat kahramanları’’dır. Kız-erkek fark etmez derdimizi, sıkıntımızı, isteklerimizi annemizle daha kolay paylaşırız. Anneler çocukların en güvenilir dert ortağıdır.

‘’Ağlarsa anam ağlar’’, ‘’Analar yüreğine taş basar’’, ‘’ Ana başta taç imiş, her derde ilaç imiş. Bir evlat pir olsa da, anaya muhtaç imiş’’ gibi sözler annenin önemini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Onun için ‘’benim iyiliğime en layık olan kimdir?’’ sorusuna üç defa verilen cevabın ‘’annen’’ olması boşuna değildir.

Hayatımızda babanın yeri farklıdır. Burada anne-baba dengesi iyi korunmalıdır. İkisi birbirini tamamlar ve mükemmel nesil yetiştirilmesine yardımcı olur. Çocuk duygusal gelişimini anneden alır; kişilik ve karakter gelişiminde ise baba daha etkilidir.

Anne baba ilişkilerinde anne evin içinde dominant kişilik özelliği taşıyabilir, fakat çocukların yanında ve dışarıda babayı her zaman öne çıkarmasına bilmelidir. Çünkü baba otoritenin sembolüdür ve çocuklarda sorumluluk duygusunun gelişmesini sağlar. Babanın değersiz, itibarsız ve etkisiz olduğu ailelerde; çocuklar sorumsuz yetişirler. Baba otoriteyi ve sorumluluğu temsil edebilmesi için vakar ve ciddiyetini korumasını bilmelidir.

Çocuğun yetiştirilmesinde anne-babanın rolü çok önemlidir. Her ikisinin de etki alanı farklı olmakla beraber birbirini tamamlar. Anne-baba çocuğu ile ‘’arkadaş’’ gibi olma yerine ‘’muallim-terbiyeci’’ olduklarını unutmamalıdırlar. Çocuklar hangi yaşta oluşa olsun söz ve konuşmalardan öte; anne-babanın davranışlarında kalıcı olarak etkilenirler.

Çocuk terbiyesinde aile içinde ‘’kötü polis’’ rolünü anne oynamalıdır. Çünkü anne ne yaparsa yapsın, anne sevgisi ağır bastığından çocuk tarafından affedilir ve zamanla yapılan kötülük ve haksızlıklar unutulur. Baba duygusal iletişim kurmada zorlandığı için; babanın olumsuz davranışlarının ve sözlerinin etkisi çocuk üzerinde kalıcı olur ve ömür boyu unutulmaz. Her birimiz geçmişte annemizle ilgili olumsuzlukları çok hatırlamayız. Ama babamızın olumsuz etkisi olmuşsa, onun izlerini silemeyiz. Bununla birlikte kız-erkek çocuk için fark etmez; ilk ‘’oyun arkadaşı’’ babasıdır. Aynı zamanda ‘’Babanın çocuğuna duası, Peygamberin ümmetine olan duası gibidir’’ Hadis-i Şerifinde olduğu gibi, babanın duasını almaya çalışmalı ve babanın bedduasından da kaçınmalıdır.



İlyas TÜRKMEN-Aile ve Evlilik Danışmanı
turkmenilyas@gmail.com
27 Mayıs 2014
 


2014-05-28 11:20:45
Okunma Sayısı: 24766
Yasal Uyarı: Dünya Times yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.