Dünyadan ve Türkiye'den Güncel Haberler| 26 Mayıs 2017, Cuma
Son Dakika: 12:06 » Gine Cumhurbaşkanı Conde TBMM'yi ziyaret etti 11:05 » Tunus'ta uçak mühendisi Zevvari'nin öldürülmesi protesto edildi 11:02 » EPDK'nın ilk Türk lirası doğalgaz ihalesine 5 talip 10:36 » Meksika'da havai fişek mağazasında patlama: 26 ölü 13:56 » Messi evleniyor 13:55 » İki yılda 70 kilo verirken takipçilerinin de zayıflamasını sağladı 12:42 » Salı gününden itibaren sıcaklıklar azalacak 12:41 » 4 bin infaz ve koruma memuru alınacak 12:13 » TFF: Bugün ve yarın oynanacak tüm maçlar öncesinde 1 dakikalık saygı duruşunda bulunulacak 00:50 » İçişleri Bakanı Soylu: İki patlama olduğu arkadaşlarımız tarafından değerlendirildi 22:42 » Süleyman Soylu İstanbul'a hareket etti 22:40 » Fransa'da olağanüstü hal uzatılıyor 22:35 » Dışişleri Bakanlığı'ndan ABD'ye uyarı 22:26 » 22 bin 85 kişinin TSK ile ilişiği kesildi 10:42 » Arakan'da "insanlığa karşı suç" işleniyor

Amerikayı Tuşa Getiren Adam!

Belki bir yüzyıldır Amerika’nın süper güç olduğundan dem vuruluyor. Tabii bu yoruma dayalı bir hadise. Kaldı ki öyle olsa bile, bu baki değildir. Amerika da elbette tuşa gelmiştir ve bir gün hiç doğrulamayacak bir şekilde sırtı yere gelecektir. Bununla ilgili çok örnekler verilebilir. Ancak biz burada Erbakan’ın Amerika’yı tuşa getirdiği birkaç hadiseyi nakledeceğiz.

29 Ekim 1926’da doğan Erbakan, başarılı bir eğitim dönemi ve arkasından Almanya’da ihtisas alanıyla ilgili çalışmalar yaptıktan sonra yurda dönmüş ve askerlik görevini İstanbul-Kâğıthane’de İstihkâm bölüğü makine bakım biriminde yedek subay olarak ifa etmiştir.

Bu birimde kullanılan makineler Amerikan malı olduğundan, her yıl bakımları için yedek parça listesi hazırlanır ve Amerika’ya sipariş verilirmiş. O yıl da bu görev Erbakan’a verilmiş. Hazırladığı liste ilgili yere iletilir. Ancak liste bu defa yedek parça değil, bu parçaları yapan makinelerin listesidir. Tabii listeyi gören ilgili Amerikan birimi buna şaşırır. Listeyi hazırlayan kişiyle görüşmek için okul komutanı Şeref Özdilek Paşa ya müracaat edilir. Erbakan’la görüşen heyet, makineleri ne yapacaklarını ve nasıl kullanacaklarını sorar. O da: "Bizimle aynı görevi yapan Amerikan askerleri bu tezgâhları kullanıyor da biz neden kullanmayalım?” der. Heyet söyleyecek bir şey bulamayınca, tezgâhlar Türkiye’ye getirilir. BUNU ERBAKAN’IN AMERİKA’YA BİR EL ENSE ÇEKMESİ OLARAK KABUL EDEBİLİRİSİNİZ.

***

Yıl 1974 Hükümet CHP-MSP koalisyonudur. Kıbrıs’ta darbe olmuş ve yeni yönetim, Türklere karşı soykırım harekâtı başlatmıştır. Başbakan Ecevit, Yardımcısı Erbakan’ın muhalefetine rağmen yardım için adada garantör devlet olan İngiltere’ye gider. Ecevit havaalanından uğurlandıktan sonra Erbakan Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’la istişare ederek hemen Kıbrıs’a çıkartma talimatını verir. Arkasından olayı haber alan Amerika’nın İtalya’da bulunan Altıncı Filosu, Rumlara destek amacıyla denize açıldığı haberi gelir. Bunun üzerine Erbakan, hemen havaalanında hazır olan savaş pilotlarına bir konuşma yapar. Pilotlardan Amerikan gemilerinin bacasından dalış yaparak batırılacağını ve bunun için 16 gönüllü pilota ihtiyaç olduğunu söyler. Arkasından gönüllülerin bir adım ileri çıkmaları için komut verir. 170’in üzerinde pilotun olduğu söylenen bölüğün tamamı bir adım ileri çıkar ve hepsi de gönüllü olduklarını belirtirler. Bunun da haberini alan Amerika, altıncı filoyu geri çekmek zorunda kalır. İŞTE BU AMERİKA’NIN MİNDERDEN KAÇMASI DEMEKTİR.

***

Türkiye’nin Kıbrıs’a çıkartma yapmasını hazmedemeyen Amerika, birtakım yaptırımlara müracaat eder ve Türkiye’ye silah ambargosu uygular. Bununla ilgili Muhterem Süleyman Arif Emre’nin ‘Siyasette 35 yıl’ adlı kitabından bir pasaj alalım. Tecrübeli siyaset adamı şunları yazıyor.

"Kıbrıs’a çıkartma yapan Türkiye’ye ABD silah ambargosu koymuştur. Ortam biraz sakinleşince dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, hem Kıbrıs meselesini hem de silah ambargosunu görüşmek üzere ABD’ye gidecektir. Ancak yola çıkmadan önce Hükümet ortağı ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ın yanına giderek görüşlerini almak ister. Erbakan, Çağlayangil’e altı-yedi madde sıralar ve ‘Bu maddelerden taviz yok.’ der. Çağlayangil, bunları not alır ve ABD’ye gider. Görüşmeler sırasında Çağlayangil, Erbakan'ın not ettirdiği maddeleri sıralamaya başlayınca görüşme masasındaki ABD heyetinin başı, "Aman beyefendi. Siz ne diyorsunuz. Bizde bir senato var ki, bizim bu maddeleri onlarla kabul ettirmemiz imkânsız.” der. Bunun üzerine Çağlayangil’in cevabı, aynı; üslupla, "Aman beyefendi! Siz ne diyorsunuz? Bizde de Milli Selamet Partisi ve onun başında da Erbakan diye biri var ki, bu maddeler olmazsa biz de ona kabul ettiremeyiz.” olur. Bunun üzerine ABD heyeti düşünmek için süre ister. Düşündükten sonra da Türkiye’nin şartları aynen kabul edilir. Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, Türkiye’ye dönüşünde ayağının tozuyla yine Erbakan'ın yolunu tutar ve aynen şöyle der: "Efendim Amerikalılar baştan biraz nazlansalar da, sizin adınızı verince bütün şartlarımızı kabul ettiler.” BU DA AMERİKA’NIN TUŞ OLMASIYDI ERBAKAN’NIN KARŞISINDA.

***

Amerika Türkiye’de kurulan her yeni hükümetin başbakanını büyükelçileri vasıtasıyla ziyaret edip kendi dayatmalarını adeta dikte etmeyi bir alışkanlık haline getirmiş. Akılları sıra kendilerine bağlılıklarını temin etmek veya bizim bildiğimiz şekliyle biat alıyorlar.

Tabii 1996’da yeni kurulmuş 54. Refah-Yol Hükümeti’nin Başbakanı Erbakan’ı da ziyarete gelir sayın elçi. mutat olduğu üzere aynı küstahlığı bir kez daha sergiler. Zira alışmıştır her seferinde "başüstüne” cevabını almaya. Ancak bu defa kafayı kayaya çarpacağının farkında değildir. Hem de sert bir kayaya. Bundan sonrasını Efsane Başbakan Erbakan’ın bizzat kendi ağzından aktaralım.

"Bana şunu söyledi: ‘Biz biliyoruz ki sizin davanız İslam’dır. Başbakan oldunuz, tabii bu bizim hoşumuza gitmedi. Ama beraber çalışmaya mecburuz. Ben geldim size, diyorum ki sizinle de beraber çalışabiliriz. Altı tene şartımız var. Bir- İran’la ticaretinizi 50 milyon dolardan fazla yapmayacaksınız. İki- İran’a gitmeyeceksiniz. Üç- bizim buradaki Amerikan üslerine dokunmayacaksınız. Dört- diğer Müslüman ülkelerle ticareti arttırmayacaksınız. Beş- bizim buradaki Çekiç Güç askeri işgal kuvvetlerimizi dışarı çıkartmayacaksınız. Altı- Irak boru hattını açmayacaksınız.’ Bizim tarihte meşhur bir sadrazamımız vardır, Âlim Paşa. Onun meşhur bir sözü vardır. ‘Ben mühim bir iş yapmak istersem önce Rus elçisiyle konuşurum. Ne derse tersini yaparım.’ Bendeniz de Amerikan büyükelçisinin bütün dediklerinin tersini yaptım.” diyor. (İlgili video youTUBE’dan izleyebilirsiniz.)

Evet, hemen ertesi günlerde İran’a gidildi, 2,5 milyar dolarlık doğalgaz anlaşması yapıldı. Amerikan üslerine dokunuldu ve çekiç güç gönderildi. Irak boru hattı açıldı. Diğer İslam ülkeleri ziyaret edildi. D-8’ler kuruldu. İslam ülkeleri arası ticaret hacmi genişledi. BİR KEZ DAHA AMERİKANIN SIRTI YERE GELMİŞ OLDU, yani TUŞ

EEE… KOLAY DA DEĞİL, RAKİP GÜÇLÜ

2013-02-25 17:05:02
Okunma Sayısı: 16518
Yasal Uyarı: Dünya Times yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.