Dünyadan ve Türkiye'den Güncel Haberler| 05 Aralık 2020, Cumartesi
Son Dakika: 00:00 » Aşırı Kilo Aldıysanız Geç Olmadan Doktora Görünün - Op. Dr. Levent Bakışgan Obeziteyi Anlatıyor 22:14 » Op. Dr. Levent Bakışgan, Türkiye'de Sağlık Turizmi Her Geçen Gün Artıyor 21:20 » Covid-19 (Corona) Virüsüne Karşı Nasıl Beslenmeliyiz? 22:58 » Op. Dr. Levent Bakışgan İlk Pandeminin Tarihten günümüze etkilerini anlatıyor 12:06 » Gine Cumhurbaşkanı Conde TBMM'yi ziyaret etti 11:05 » Tunus'ta uçak mühendisi Zevvari'nin öldürülmesi protesto edildi 11:02 » EPDK'nın ilk Türk lirası doğalgaz ihalesine 5 talip 10:36 » Meksika'da havai fişek mağazasında patlama: 26 ölü 13:56 » Messi evleniyor 13:55 » İki yılda 70 kilo verirken takipçilerinin de zayıflamasını sağladı 12:42 » Salı gününden itibaren sıcaklıklar azalacak 12:41 » 4 bin infaz ve koruma memuru alınacak 12:13 » TFF: Bugün ve yarın oynanacak tüm maçlar öncesinde 1 dakikalık saygı duruşunda bulunulacak 00:50 » İçişleri Bakanı Soylu: İki patlama olduğu arkadaşlarımız tarafından değerlendirildi 22:42 » Süleyman Soylu İstanbul'a hareket etti

Huzuru bozanların huzuru çok kötü bozulacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dışarıdan talimat alacaksın, gelip huzuru bozmaya kalkışacaksın. Bizim huzurumuz bozulmaz ama bunu yapanların da onların maşalarının huzuru da çok kötü bozulacak" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 2014-2015 akademik yılı açılış törenindeki konuşmasında, Türkiye'nin artık eski Türkiye olmadığını söyledi.

Türkiye'nin üzerinde ameliyat, operasyon yapılacak bir ülke olmadığını da vurgulayan Erdoğan, "Türkiye terör örgütlerinin, sokak serserilerinin gösterileriyle istikametini değiştirecek bir ülke hiç değil. Uluslararası odakların maşası olarak Kobani bahanesiyle polisimize, askerimize, kamu ve özel mülke saldıran her kim olursa olsun, misliyle karşılığını alır, bundan sonra daha da sert olarak alacaktır, bunu da bilmenizi istiyorum" dedi.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Burası muz cumhuriyeti değil, dışarıdan talimat alacaksın gelip burada huzuru bozmaya kalkışacaksın, bizim huzurumuz bozulmaz ama bunu yapanların da onların maşalarının da huzuru çok kötü bozulacak. Egemenliğimize, bayrağımıza, gördüğünüz gibi, birçok yerde Atatürk büstlerini kırdılar, yıktılar, toprağımıza en önemlisi de kardeşliğimize ve birliğimize yönelik hiçbir saldırı bütün bunların karşısında asla müsamahakar davranmayız. Şunu da buradan açık açık ifade ediyorum; sokaktaki bu teröristlerin, şımarık serserilerin Kürt kardeşlerimizle, Kürt vatandaşlarımızla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu sokak serserilerine bakıp, tüm Kürt kardeşlerimizi itham etmek, insanen, vicdanen ve imanen yanlıştır. Bakın bir kaç gündür çok önemli bir nokta gözden kaçırılıyor, bu vandallar, bu yağmacılar kimlere saldırıyor? Sakallı vatandaşlarımıza, başörtülü kardeşlerimize, hatta Suriye'den, Suudi Arabistan'dan gelmiş sakallı misafirlere, başörtülü kadınlara... Kürtçe bilmiyorsa yandı. Kutsal ve İslami değerlerimize saldırıyorlar. Benim Kürt kardeşim, Kürt vatandaşım böyle bir alçaklığa asla prim vermez, bu hainlerin yanında asla durmaz."

"PKK terör örgütü 30 yıl boyunca bizim topraklarımızla birlikte, bu toprakların kutsal değerlerine saldırdı. İşte bugün de gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koyuyor, İslami değerleri hedef alıyor" diyen Erdoğan, bunları geçmiş yıllarda Türkiye'de çok kez gördüklerini anlattı.

Sakal bırakanın, selam verenin, başörtüsü takanın "gerici, yobaz" diye yaftalandığını aktaran Erdoğan, bu kişilerin birçok imkandan da mahrum bırakıldığını vurguladı.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İşte şu anda da PKK ve onun kuklası olan siyasi parti, Kürt kardeşlerimden, selam verene, namaz kılana, sakal bırakana, başörtüsü takana hiçbir irtibatı olmadığı halde, IŞİD'çi muamelesi yapıp, alçakça linç ediyor. Sizin IŞİD'ten ne farkınız var, o da terörist, sen de teröristsin. 'Seninki olursa iyi terörist, onun ki olursa kötü terörist.' Böyle bir mantık yok. Terörün ve teröristin hepsi kötüdür. Terörden bugüne kadar en fazla zararı gören, aslında Kürt kardeşlerimiz oldu. Şu anda sahnelenen terörden zarar gören yine Kürt kardeşlerimiz. İnanıyorum ki bu olayların ardından Kürt vatandaşlarımız, siyasetçi görünümündeki kan tüccarlarıyla aralarına bir mesafe koyacaklardır. Geçmişte siz Diyarbakır'ın ötesinde ki orada da bir askeri havalimanı vardı, Ağrı'da, Muş'ta, Kars'ta, Iğdır'da, Şırnak'ta havalimanı duydunuz mu? Doğru düzgün bölünmüş yol duydunuz mu? Üniversite duydunuz mu? Biz bunların hepsini yaptık. Şimdi soruyorum; biz yanlış mı yaptık? Biz bu havalimanlarını, okulları, yolları, hastaneleri yaparken yanlış mı yaptık? Tek derdimiz vardı, orada da bizim vatandaşlarımız var, onlara da hizmet götürmek bizim görevimiz diye onun için yaptık. Bütün buralar, 780 bin kilometrekare Türkiye'dir."

"En uçta bile olsa Hakkarili kardeşimin de uçakla gitmek gelmek hakkıdır"

Hakkari'de 2013 yılı sonu itibariyle havalimanını bitirmeyi planladıklarını ancak bitiremediklerini anlatan Erdoğan, durmadan iş makinalarının yakıldığını, müteahhidin tehdit edildiğini dile getirdi.

Erdoğan, "Bakın hala bitiremedik. Düşünün biz Hakkari'ye bile, Yüksekova'ya aynı şekilde havalimanı yapıyoruz. Neden? Çünkü orası vatan topraklarıdır. En uçta bile olsa Hakkarili kardeşimin de uçakla gitmek gelmek hakkıdır diye bunları yaptık, ayrımcılık yok. Bunlar ama bütün bunları anlamakta... maalesef hiç işlerine gelmiyor, anlamak da istemiyorlar" diye konuştu.

Bütün bunlarla birlikte, biri Yüksekova, diğeri de Hakkari merkez olmak üzere iki lüks hastane yaptıklarını da vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Yüzellişer yataklı iki lüks hastane. Bizzat açılışlarını gidip yaptım, o zaman başbakandım. Çok enteresan, Yüksekova'da halkı tehdit ettiler, halk oraya gelemedi. Hasta ziyareti yapıyorum, yanıma genç hanım doktorlardan bir tanesi geldi. 'Başbakanım tehdit altındayız' dedi. 'Ne istiyorsunuz' diye sordum, 'ne olur bizi şehir içinden kurtarın, bize burada bir kampüs ve kampüsün içerisinde lojmanlar yapın ki biz hiç olmazsa, evimizden hemen hastaneye, hastaneden evimize geçelim.' Hemen bir karar aldık, dedik ki; 'doktorların, hemşirelerin hepsinin lojmanlarını kampüs haline getireceğiz, oraları yapacağız.' Yaptık. Aynı şeyi öğretmenlerimize uyguladık, emniyet mensuplarımıza başlamıştık, o devam ediyor. Zaten askerin bu noktada lojmanları var, o devam ediyor. Şu yapılanı görüyor musunuz. Yani, ülkenin kendisine hizmet veren doktorunu dahi tehdit ediyorlar. Hele hele, bir polis kardeşimizin hanımı hamile, yanıma sokuldu, arabaya biniyorum. Baktım gözleri yaşlı, 'Başbakanım dün gece burada olaylar vardı, siz geleceksiniz diye burada olaylar meydana geldi, beyim de görevdeydi, beni evimde taciz ettiler' dedi. Bunlar hangi yüzle bu milletin karşısına çıkıp da siyaset yapıyorlar. Bunların siyasi temsilcileri hala 'özgürlük' diyorlar, hala 'barış' diyorlar. Bunun neresinde barış, neresinde özgürlük var, soruyorum sizlere?"

"Karanlık gölgeleri düşmemeli"


Erdoğan, bazılarının üniversiteleri karıştırmak istediğine işaret ederek, bunlara karşı duyarlı olmak gerektiğini dile getirdi.

Bu noktada hocalara olduğu kadar öğrencilere de çok önemli görevler düştüğünü ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:

"Bu barışa onların bu karanlık gölgesi düşmemeli. Okul yakmak ne demek? Doğudaki, güneydoğudaki okuyamazsın demek. Hastane yakmak, ambulans, kan aracı yakmak ne demek? Doğudaki, güneydoğudaki vatandaş eskiden olduğu gibi sağlık hizmetlerinden mahrum kalsın, hatta ölsün demek. Diyarbakır zindanlarında işkence yapanların, faili meçhullerin faillerinin hissiyatı neyse, inanın bu terör örgütünün de bu siyasi partinin de hissiyatı aynı."

"Öğrencilerin olayları iyi analiz edebilmeleri sizlerin elinde"


"Ne yazık ki zarar gören her seferinde Kürt vatandaşlarımız oluyor" diyen Erdoğan, onun için çözüm sürecini bu sabotajlara rağmen kararlıkla sürdüreceklerini anlattı.

Erdoğan, "Kürt kardeşlerimizi terörün baskısından, zulmünden ve cinayetlerinden kurtarmak için bu sürece sahip çıkacağız. Üniversitelerimizden, özellikle de hocalarımızdan benim bir ricam var; öğrencilerin yaşanan olayları iyi analiz edebilmeleri sizlerin elinde. Hadiselerin arkasındaki asıl sahipleri görebilmeleri sizlerin elinde. Irkçılıktan, nefret suçlarından uzak durabilmeleri, tahrikler karşısında uyanık olabilmeleri inanıyorum ki sağduyulu olabilmeleri sizlerin elinde. Bunu başaracağınıza gönülden inanıyorum."

"Heyecan yaşıyorum"


Erdoğan, Karadeniz Teknik Üniversitesi yeni akademik yıl açılış törenine katıldığını, orada sadece cumhurbaşkanı olarak değil, KTÜ’den fahri doktora unvanı almış, üniversiteye gönül bağı olan biri olarak konuşma yaptığını, bugün ise hem cumhurbaşkanı hem Rize’nin bir evladı olarak hem ismini taşıyan hem de fahri doktora unvanını gururla taşıdığı bir üniversitede hitap etmenin heyecanının yaşadığını söyledi.

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nde sadece isminin bulunmadığını, üniversitenin kuruluş kararında imzasının yer aldığını ve bundan dolayı ayrıca iftihar ettiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2006 yılında kurulun üniversitenin 8 yılda Karadeniz Bölgesi ve Türkiye’nin önemli eğitim kurumlarından biri haline geldiğini kaydetti. Erdoğan, üniversitenin şu anda 11 fakülte, 3 enstitü, 7 yüksek okul, 7 meslek yüksek okulu ve 9 araştırma uygulama merkeziyle sadece Karadeniz Bölgesi’nde, Türkiye’den değil dünyanın pek çok ülkesinden öğrenci çeken bir üniversite haline geldiğini belirtti.

Üniversitenin Orta Asya ve Kafkasya’da sağlık ve ilahiyat alanında iddia sahibi bir üniversite olmasını da takdirle karşıladığını, desteklediğini vurgulayan Erdoğan, yakalanan ivme, hız ve değişimin devam edeceğini ve üniversitenin sadece Türkiye’ye değil, başta bölge ülkeleri olmak üzere dünyaya bir başarı öyküsü olarak ismini yazdıracağına inandığını, 15 bin 550 öğrenci kapasitesiyle yüzde 95’lik doluluk oranına ulaşmasından da ayrıca mutlu olduğunu dile getirdi.

Dünyada ve Türkiye’nin yer aldığı bölgede son derece önemli ve kritik gelişmeler yaşandığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Aslında bu önemli ve kritik sürece çok önemli bir yıl dönümünde, Birinci Dünya Savaşı’nın 100. yıl dönümünde şahitlik ediyoruz. Üniversitelerimizin bu konuya daha fazla eğilmeleri, yoğunlaşmaları gerektiğine inanıyorum. 100 yıl önce Birinci Dünya Savaşı, o dönemde Osmanlı Cihan Devleti’ni çok çok köklü şekilde etkilemişti. Sonucunda da Türkiye Cumhuriyeti Devleti doğmuştu. Yani Birinci Dünya Savaşı’ndan en fazla etkilenen bizler olduk, savaşın sonucu da elbette o günlerle sınırlı kalmadı. Savaş 1918 yılında bitmiş olmasına rağmen etkisi, özellikle de sancısı bugünlere kadar devam etti.

Şu anda Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Ortadoğu’da var olan hemen tüm krizlerin ve anlaşmazlıkların temelinde Birinci Dünya Savaşı vardır. Filistin meselesi, Irak, Suriye meselesi, Lübnan’da zaman zaman ortaya çıkan sorunlar, şu anda Yemen meselesi, Kuzey Afrika’da, Balkanlar’da zaman zaman ortaya çıkan krizler, 100 yıl önce başlayan bu savaşa aittir. Egemen güçler gelmiş Osmanlı Devleti’nin topraklarını parçalamış, Osmanlı Devleti’nın boşalttığı alanlara da yapay, gerçekçi olmayan, petrol ve çatışma odaklı sınırlar çizmişlerdir. Ortadoğu haritasında sınırlara baktığında sınırların cetvelle çizildiğini görürsünüz. Ne yazık ki cetvelle çizilen o sınırlar 100 yıl boyunca bölgede akan kanın ve gözyaşının kaynağı olmuştur."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’deki üniversitelerin 100 yıl önce başlayan sürece gerekli ve hak ettiği ilgiyi göstermediğini belirterek, Irak ve Suriye’yi sadece İstanbul’daki arşiv belgelerden, kütüphanelerden araştırılması halinde bile dünyanın en iyi Irak ve Suriye uzmanlarının Türkiye tarafından yetiştirilebileceğini söyledi.

"Başka millet yok"


Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"İsrail-Filistin meselesini dünyada bizim kadar anlayabilecek, bunu Osmanlı varisleri olarak söylüyorum, başka bir millet yoktur. Bu meselenin tüm belgeleri bizim arşivlerimizde, kütüphanelerimizde vardır. Ancak bizim şah damarımız kesildi. Nedir o? Biz, o arşivin dilini anlamıyoruz, o arşivin dilini bilmiyoruz. Arşivlere girdiğimizde bakıyorsunuz orada George var ama Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin yok. Şimdi bizim bunu halletmemiz lazım, bunu bilmemiz lazım. Bir ülkenin önemli bir lideri yıllardır bana başbakanlığım döneminde hep bizim devlet arşivlerini almak istediğini teklif ediyor. Dedim ki ‘biz hepsini bunların veremeyiz, velev ki replika dahi olsa veremeyiz.’ Yine? Bunların bir sır olma özelliği var, bazıları noktasında bazı çalışmalar yapabiliriz ama hepsini veremeyiz. Çünkü ecdat bize öyle deliller, öyle belgeler bırakmış ki bunların birçoğunu maalesef bizden önce gelen birileri hassasiyetini bilmeden bunları satmışlar. Zaman zaman bazı yerlerde bunları buluyoruz ve geri alıyoruz.

Üzerinizde, üzerimizde tarihi bir sorumluluk var. Lübnan sorunlarını yaşarken oraya bir seyahatim oldu. Oradaki muhalefet liderlerinden bir tanesi bana orada bir ifade kullandı, çok manidardır. 'Biz aslında sizin bu arabuluculuklarınızı falan pek anlamıyoruz. Dedi ki bu işin tek çözümü var; sizin dedeleriniz gibi yapmanız lazım. Osmanlı gibi geleceksiniz, buralardan şöyle gelip geçeceksiniz bu işi çözeceksiniz.' Şu anda bu zat yine Lübnan’da önemli bir mevkide olan zattır. Şu anda biz yine böyle olalım havasında değilim ama o siyasi temsilcinin hadiselere, olaylara bakışını anlatmak istiyorum. Bulunduğumuz yıllar içinde bu işi yapanlar yok mu? Çevremizde, uluslararası camiada… Afrika’da olanlara bakın, son dönemde Ruanda’da, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde olanlara bakın, yaşananları görüyorsunuz. Kırım’da olanları görüyorsunuz. Biz, bu üniversitelerimizde tarih ile bugünü, bugün ile yarını inşa etmeye mecburuz. Çünkü biz inşa ve ihya ile mecburuz. Bunu yapacak kalitedeyiz. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi inşallah bunu başarmalıdır diye düşünüyorum."

"Bağlar koparıldı"


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Osmanlı arşiv belgelerini, kütüphanelerdeki kitapları okuma imkanının Türkiye'deki öğrencilerin ve akademisyenlerin elinden alındığını belirterek, "Statüko tarafından özellikle Ortadoğu hep bir öcü, karanlık bir dünya gibi hatta bataklık gibi gösterildi. Bağlar koparıldı" dedi.

Osmanlı belgelerinin çürümesini istemediklerini, bu nedenle de Kağıthane'de Osmanlı Milli Arşiv Sitesi'nin inşa edildiğini dile getiren Erdoğan, dijital ortamda Osmanlı belgelerinin kaliteli ve modern bir şekilde saklandığını ifade etti. "Bundan sonra çok daha farklı bir şekilde bu mesafeyi almamız, adımları atmamız gerekiyor" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD'den, İngiltere'den, Fransa ve Almanya'dan sadece askerler ve tüccarlar değil, aynı zamanda akademisyenlerin de bölge üzerinde çalışmalar yaptığını, Türkiye'deki akademisyenlerin ise bölgeye bile gitmeden sadece İstanbul'da çalışarak dahi önemli eserler çıkarabilecekken, bunu yapamadığını söyledi.

Yaklaşık 100 yıldır, "Araplar bizi sırtımızdan vurdu" dendiğini, sokakta dolaşan köpeklerin "Arap, Arap" diye çağrıldığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"Köpeğe o ismi niye veriyor? Hep bağları koparmak. Ortadoğu'yu hep karanlık, hep bataklık olarak gördük, gösterdiler. Aslında niçin oraların sevki, idaresinde biz önemli rol oynamadık? Biz büyük bir devlettik, o zaman büyük olaylara talip olmaya mecburduk. Bu ülkenin yaklaşık 100 yaşındaki bir siyasi partisi dahi, bugün bile çıkıp Ortadoğu'yu 'bataklık' olarak tanımlayabiliyor. Çünkü Birinci Dünya Savaşı'nın Türkiye'ye çizdiği sınırlardan biri de, bu dildir. Bunun çok önemle kavranması lazım. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Türkiye'de statükoya, Ortadoğu'ya sırtını dönme vazifesi verilmiştir ve statüko da sorgusuz sualsiz bu vazifeyi taşımıştır. Bunu iyi yakalamamız lazım. Aradan 100 yıl geçti, hala bu vazifeyi taşıyanlar var. Hala Ortadoğu'ya bataklık diyenler, hala 'Türkiye yüzünü sadece Batı'ya dönsün, Ortadoğu'ya da tam olarak sırtını dönsün' diyenler var.

Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları öncülüğünde 1923'te yeni bir cumhuriyet kurulmuşken, Gazi Mustafa Kemal tarafından bu millete sürekli özgüven aşılanmışken, birileri maalesef hala Birinci Dünya Savaşı yenilgisinin ezikliğini üzerinde taşıyor. Artık zihinlerde üretilen bu yapay sınırları aşmak zorundayız. Geçmişimizle çok cesur bir şekilde tanışmak, yüzleşmek, geçmişimizi çok cesur ve özgüvenli şekilde analiz etmek zorundayız. Birinci Dünya Savaşı'nı bilmeyen bugünü anlayamaz. Türkiye'nin misyonunu ve vizyonunu asla anlayamaz."

"Bölgenin tarihini Türkiye'deki tarihçilerden daha iyi kimse yazamaz"

"Gençliğimiz ile geçmişimiz arasındaki o karanlık dönemi ortadan kaldıralım, aydınlatalım ve nasıl bir millet, nasıl devlet olduğumuzu tüm dünyaya bir kez daha gösterelim" diyen Erdoğan, üniversitelerden bu mesele üzerinde çalışmalarını istedi.

Binlerce kilometre uzaktaki ülkelerin Afganistan'a, Irak'a, Suriye'ye neden geldikleri üzerinde durulması, düşünülmesi gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çok iddialı söylüyorum, eğer bu bölgenin tarihi yazılacaksa bunu Türkiye'deki tarihçilerden daha iyi hiç kimse yazamaz. Bu bölgenin romanı, hikayesi yazılacaksa, filmi yapılacaksa bunu bu ülkenin yazarlarından, yönetmenlerinden daha iyi hiç kimse yapamaz. Bu bölge üzerine Türkiye'nin analistlerinden, uzmanlarından daha iyi hiç kimse analiz yapamaz. Uluslararası politikasını hiç kimse bizden daha iyi anlatamaz" değerlendirmesini yaptı.

Türkiye'nin Suriye ve Irak ile yaklaşık bin 295 kilometre sınırı olduğunu hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Yüz yıldır Irak'a, Suriye'ye her milletten her ülkeden insan geldi, buralarda ticari faaliyette bulundu ama bizde hükümetler pompalanan o korku ve tehdit nedeniyle sırtlarını döndüler. İşte şu anda orada yaşanan hadiseler doğrudan doğruya bizim ülkemizi de etkiliyor. Kimi zaman insan göçü kimi zaman sınır güvenliği kimi zaman terör tehdidi açısından etkiliyor.

Sınırlar öyle çizilmiş ki köyler ikiye ayrılmış, akrabalar birbirinden koparılmış, sınırın öte yanında bir köy yanarken bu tarafın seyretmesi asla mümkün değil. Bunu sadece bugünlerde gündemde olan Kobani için söylemiyorum, Halep'te, Şam'da Arap vatandaşlarımızın akrabaları var. Lazkiye'de, Musul'da, Kerkük'te Türkmen vatandaşlarımızın akrabaları var. Erbil'de, Kobani'de Kürt vatandaşlarımızın akrabaları var. Ezidi, Süryani vatandaşlarımızın oralarda akrabaları var. Bu şehirler yanarken biz sırtımızı mı döneceğiz? Bu şehirler yanarken, 'Ortadoğu bataklıktır' şeklinde cahilce ve insanlık dışı tanımlar yapıp ilgisiz mi kalacağız? Onlarca yıl, 'Ortadoğu bataklıktır, Araplar bizi sırtımızdan vuruldu' denildi, Kürtler asimile edilmek istendi, Araplar, Ermeniler, Rumlar yok sayıldı ama Türkiye o zaman büyük devlet, kucaklayıcı, şefkatli devlet olamadı. Ne acıdır ki şu anda 'Ortadoğu bataklıktır' diyenler, Ortadoğu'yu bir bataklığa çevirmek isteyen Şam rejimine karşı sonsuz muhabbet besliyorlar. Muhabbetiniz bol olsun."

"Kobani bahanedir, asıl amaç Türkiye'yi dize getirmek"

Türkiye'ye "IŞİD'e destek verdiği" iftirası atıldığını, bu iftirayla Türkiye Cumhuriyeti'nin yaralanmak istendiğini kaydeden Erdoğan, "Kendi ülkesi aleyhine uluslararası kampanyaların sözcülüğünü yapanlar, IŞİD'i besleyen, büyüten Şam rejimine karşı en küçük bir söz söyleyemiyorlar" ifadesini kullandı.

Bugün yaşanan olayları, "Yüz yıl önce Birinci Dünya Savaşı'nın tohumlarını ektiği sorunların tezahürü" olarak niteleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kobani tamamen bahanedir. Asıl amaç Türkiye'yi dize getirme, Türkiye'ye boyun eğdirme, Türkiye'ye istikamet çizme gayretidir. 'Türkiye'nin ekonomisi büyüdü, çok büyüdü, yıpratalım... Türkiye'nin demokrasisi çok gelişti, geriletelim... Türkiye çok hızlı büyüyor, güçleniyor, bunu durduralım...' İşte bunu yapmak istiyorlar ve ne acıdır ki bunu yaparken Türkiye içindeki piyonlarını kullanıyorlar. Bölgedeki kanlı terör örgütlerini, bu terör örgütlerinin emrindeki siyasi yapıları, kandırılmış, istismar edilmiş gençleri, çocukları kullanıyorlar. Pensilvanya gibi ihanet şebekelerini kullanıyorlar. Yine acıdır ki Türkiye içindeki ana muhalefeti, muhalefeti, bazı medya kuruluşlarını, işte bu kirli amaç uğruna harekete geçirebiliyorlar. Türkiye'yi gerçeğe tamamen aykırı olarak, teröre destek veren bir ülke gibi göstermek ancak ve ancak Türkiye düşmanlarının yapacağı iştir ama bunu burada medya ya da siyasi partiler de yapabiliyor. Hatta paralel yapının zehriyle uyuşmuş bazı yargı mensupları, bazı emniyet mensupları bu ihanet girişiminin içinde yer alıp, Türkmenler'e yardım götüren MİT tırlarının önünü kesip, bu Türkiye düşmanı çevrelere yalan servis yapabiliyor."

Hat sanatından tablo hediye edildi


Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi'nin akademik yıl açılış törenine Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, öğretim üyeleri, öğrenciler ve davetliler katıldı.

Konuşmaların ardından Rektör Prof. Dr. Hüseyin Karaman tarafından Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi tarafından hat sanatıyla yapılan tablo hediye edildi.

"Layık olmaya çalışacağım"


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rize Valiliğince düzenlenen ve kentteki sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, işadamları, sporcular ile şehit aileleri ve gazilerin katıldığı yemekte yaptığı konuşmada da, 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçimlerinde şahsına verdikleri destek için hemşehrilerine şükranlarını sunduğunu belirtti.

Rize’nin 10 Ağustos seçimlerinde 81 vilayet arasında kendisine en yüksek desteği vermiş olmasından dolayı gururlandığını ifade eden Erdoğan, başbakanlığı döneminde de Rize’nin itibar ve iftiharını muhafaza etmenin hassasiyeti içinde olduğunu söyledi. Erdoğan, cumhurbaşkanlığı görevinde de Rizeli olmanın ağırlığı içinde hareket ederek, Rize’nin desteğine layık olmaya çalışacağını kaydetti.

Erdoğan, Türkiye’nin doğrudan halkın oyuyla seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olarak Türkiye’ye hizmet yolundaki mücadelesini, cumhurbaşkanı sıfatıyla daha güçlü şekilde sürdürmeye gayret edeceğini belirterek, "Rize’nin, Rizeli hemşehrileriminin önümüzdeki dönemde de yanımızda olacağına, bize desteklerini eksik etmeyeceğine inanıyorum" dedi.

Türkiye büyüdükçe, güçlendikçe, ekonomi ve demokraside standartlarını yükselttikçe önüne çıkartılan engellerin de aynı şekilde büyüyüp, şekillendiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Biz ‘refah’ dedikçe, bazıları bizi yokluğa, yoksulluğa mahkum etmek için çırpınıyor. Biz ‘demokrasi, özgürlük, hak’ dedikçe bazıları bizi darbelere, yasaklara, baskılara’ mahkum etmek istiyor. Biz ‘kardeşlik, birlik, beraberlik’ dedikçe birileri bizi düşmanlığa, kavgaya ayrıştırmaya yönlendirmek için var gücüyle çalışıyor. Çünkü karşımızda hem içeride hem de dışarıda asırlık çıkar dengelerini bozan bir Türkiye gerçeği var. İçeride ve dışarıda çarklarını bozduğumuz, tuzaklarını alt üst ettiğimiz odaklar Türkiye’nin önünü kesmek için var gücüyle çalışıyorlar. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar biz hakkın, haklının, mazlumun yanında, zalimin karşısında durmayı sürdüreceğiz. Eğer böyle yapmazsak, görevimizi yerine getirmemiş, tarihimize ve değerlerimize sırtımızı dönmüş oluruz.

Oynanan oyun gayet açık ve net bir şekilde ortadayken şu veya bu sebeple en çok da siyasi çıkar hevesiyle Türkiye’nin milli çıkarlarına aykırı duruş sergileyenler, millet ve tarih önünde bunun hesabını vereceklerdir. Türkiye nice badireleri atlattı, bu hadiseleri de inşallah geride bırakacaktır. Ancak bu süreçte safını ülkenin ve milletin yanında değil de vandallığın, saldırganlığın, haydutluğun, hainliğin yanında belirleyenler alınlarındaki bu kara lekeyi ilanihaye silemeyeceklerdir."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bulunduğu makam dolayısıyla siyasi partiler nezdinde tarafsız bir konumda olduğunu, ama ülkenin ve milletin çıkarları söz konusu olduğunda safının, tarafının gayet net ve belli olduğunu, bugüne kadar hep olduğu gibi bundan sonra da Türkiye’nin ve milletin çıkarları ne gerektiriyorsa tarafının o olacağını kaydetti.

Erdoğan, "Eğer bir siyasi parti tabanını sokağa davet ediyorsa, bir siyasi partinin başkan yardımcısı twitt atmak suretiyle tabanını sokağa davet ediyorsa. Yakmaya, yıkmaya çağırıyorlarsa, buna zemin hazırlıyorsa, hiç kimse kusura bakmasın ben orada tarafsız davranamam. Eğer anamuhalefet partisi Türkiye’nin değil de Türkiye düşmanlarının sözcülüğünü yapıyorsa ben orada tarafsız davranamam" diye konuştu.

Türkiye’nin çeşitli illerinde yaşanan şiddet olaylarında 37 kişinin hayatını kaybettiğini, araçların yakıldığını, kamu binalarının yakıldığını, dükkanların, bankaların yağmalandığını hatırlatan Erdoğan, bu süreçte muhalefet partilerinin sağduyu çağrısı yapmak yerine, buradan bir rant sağlamanın gayreti içine girdiklerini söyledi.

"Sessiz kalmamız beklenemez"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaşanan süreçte söz ve uslüp birliği içerisinde olunması gerektiğini belirterek, muhalefet partilerinin yaklaşımının, "Yeter ki biz kazanalım, ülkeye ne olursa olsun" olduğunu, bunun da kabul edilemeyeceğini söyledi.

"Okul yakıyorsun, hastane yakıyorsun, huzurevlerini yakıyorsun, çocukların kaldığı pansiyonları yakıyorsun. Bu anlayışa karşı artık bizden ne yapmamız bekleniyor. Böyle bir anlayış karşısında bizim de sessiz, tarafsız kalmamızı bizden kimse bekleyemez" diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Suriye’nin eli kanlı rejimi IŞİD belasının doğmasının, büyümesinin bu kadar yayılmasının birinci derecede sorumlusudur. Bu çok açık net ortada bunu dünya biliyor, kabul ediyor. Buna rağmen çıkıp da Türkiye’yi IŞİD’I destekleyen ülke olarak lanse etmek vatanseverlik anlayışıyla asla bağdaşmaz. İddia sahibi iddiasını ispatla mükelleftir. Türkiye Cumhuriyeti’ne bu yakıştırmayı yapanlar alçaktır, vatan hainidir. Bizim bugüne kadar IŞİD’e her hangi bir desteğimiz söz konusu olmamıştır. Hiçbir terör örgütüne ne olursa olsun böyle bir destek asla bizim ne fikriyatımızda ne inancımızda mümkün değil, olamaz. Biz, 30 yıldır terörle mücadele ediyoruz. Ülkemizde bir bölücü terör örgütü var ve bu ülkede 40 bini aşkın insan terörle mücadelede maalesef öldü. Öldürenler belli. Bunu artık anlamak için kahin olmaya gerek yok.

Gün etnik taassup günü de mezhep taassup günü de değildir. 250 bin kişi hayatını kaybederken ‘onların mezhebi şuydu’ diye susanlar, ateş kendilerine değince seslerini çıkaramazlar, böyle hakları yok. Kobani de Kobani, Kobani de Kobani… 250 bin kişi öldü Suriye’de, orada niye sesiniz çıkmıyor. Kobani olunca sesleri çıktı."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’nin Ayn Al Arap diğer ismiyle Kobani bölgesinde son yaşanan olaylar sonrasında 200 bin kişinin Türkiye’ye geldiğini, Türkiye’nin de bu kişilere kapısını açtığını, en güzel şekilde evsahipliği yaptığını ve yapmaya devam ettiğini vurgulayarak, "Bunu yapan Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı, askerine, polisine karşı şu anda bölücü terör örgütünün sokaklardaki vandalları, teröristleri neler yapıyorlar görüyorsunuz. Bundan sonraki süreç şu ana kadar olduğu gibi devam etmeyecek. Esed’i destekleyenler, Esed’in zulmüne ortak olanlar, Esed’in büyüttüğü ve beslediği terör örgütü kendilerine dokunduğunda hiçbir şey olamış gibi pişkince, şımarıkça davranamazlar. Milletvekilleri gidip resim çektirirken, oradan buraya bilgiler aktarırken bununla övünenler kalkıp da pişkin şekilde bunu konuşamazlar" diye konuştu.

Siyasi partilerin, medyanın, sivil toplum örgütlerinin ilkeli olması gerektiğine işaret eden Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

"Şu anda sokak eylemleri var diye, sokak eylemleri hükümeti, Çözüm Süreci’ni, Türkiye’deki huzur ve istikrarı hedef alıyor diye bazı medya kuruluşları ve bazı kalemler terör örgütünü övecek kadar alçaldılar. Paralel yapı son derece ırkçı bir zihniyete sahipken, sırf bu olaylar nedeniyle terör örgütünün sempatizanı olduverdi. Bu ülkede 30 yıldır kan akıtan terör örgütü bir anda paralellerin, bazı medya kuruluşlarının ve bazı kalemlerin sempatik örgütü oluverdi. Paralel yargı ne yazık ki yargıya gönderilenleri enteresan gerekçelerle salıvermeye başladı. Böyle bir şey olabilir mi?

Uzun süredir çözüm sürecinde örgüte akıl verenler yeniden silahlı saldırı yapın diyorlar, şu anda da bu sokak eylemlerini büyütmek için zararı çoğaltmak için sorumsuzca yazılar yazıyorlar. Bunu Gezi olaylarında da yaptılar, 17-25 Aralık darbe girişimi sırasında da yaptılar. Ahlaksız yöntemlerle, ahlaklı bir mücadelenin verilemeyeceğini bunlarda er ya da geç görecekler. Bu ülkede iktidarları değiştirmenin yöntemi sandıktır. Bu ülkenin iç ve dış politikasına istikamet çizenin yegane yolu sandıktır. Sandık dışında böyle vandallıkla, şiddetle, yağmacılıkla yol arayanlar gereken cevabı alırlar ve alacaklardır. Türkiye’yi kolay lokma sayanlar gereken cevabı alırlar ve alacaklardır. Türkiye’yi kolay lokma sayanlar bu ülkenin onların boğazlarına durup, nefeslerini kesecek bir güç olduğunu bilmelidirler."

"Birliğe, beraberliğe, dayanışmaya her şeyden çok ihtiyaç duyulan günler"

Türkiye'nin artık, bir kaç provokatif eylemle, manipülasyonla, medya marifetiyle rotası belirlenen bir ülke olmadığını belirten Erdoğan, "Gündemi dışarıdan belirlenen bir Türkiye artık yok. Türkiye artık kendi gündemini kendi belirlemektedir. Hala böyle bir Türkiye özlemi içinde olanların hevesleri inşallah yine kursaklarında kalacaktır. Artık eski Türkiye yok, şimdi yeni Türkiye var. Türkiye'yi dizleri üzerine çöktürme hevesiyle yanıp tutuşanlar, Allah'ın izni ve yardımıyla bir kez daha millet iradesinin ayakları altında ezilip gideceklerdir" diye konuştu.

"Oyun aynı oyun" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1960 ve 1980 darbeleri öncesinde yapılanların bugün de yapılmak istendiğini söyledi. Önce bir kesimin sokağa dökülüp vandallıkla, saldırganlıkla, terörle diğer vatandaşları tahrik ettiğini, önce güvenlik kuvvetlerine sonra sokaktaki masum insanlara saldırılarak bir muhatap oluşturulmaya çalışıldığını kaydeden Erdoğan, böylece birbirine husumetle bakan, sopayla, silahla birbirine saldıran bir ülke iklimi oluşturmanın hedeflendiğini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bu çok bayat bir oyun, çok bayat bir senaryo. Milletimiz artık neyin ne olduğunu net olarak görüyor ve bu tuzaklara düşmüyor. İnşallah bundan sonra da hiç düşmeyecek. Milletimiz bu tezgahı, bu oyunu çok iyi gördüğü, gerisindeki niyeti çok iyi çözdüğü için bugüne kadar basiretli davrandı. İnanıyorum ki bundan sonraki süreçte de, hiç endişe etmeyin, bu şekilde davranacaktır. TBMM inşallah Salı'dan sonra yeni yasal düzenlemeleri gerçekleştirerek, hükümet idari tedbirleri alarak, diğer tüm kurumlarımız üzerine düşeni yaparak sokakları bu vandallardan süratle temizleyecektir.

Bu konuda tüm siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının hükümete gerekli desteği sağlamasını bekliyorum. Parlamentoda kim destek verir, kim destek vermez bunları da göreceğiz. Orada da herkes iyot gibi ortaya çıkacak. Bugünler, birliğe, beraberliğe, dayanışmaya her şeyden çok ihtiyaç duyulan günlerdir. Diğer bütün hesaplar, bütün çekişmeler, farklılıklar bir kenara bırakılarak ülkenin ve milletin bekası için herkes sorumluluk üstlenmeli, ilgililere bu konuda gerekli desteği vermelidir."

"Onlar yıkmaya çalışacak, biz hem şehirleri hem gönülleri koruyacağız"

Rize'nin ve Rizeli gençlerin de böyle hassas zamanlarda dikkatli olması gerektiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Tahriklere aldanmayacağız, tuzaklara prim vermeyeceğiz" ifadesini kullandı. Özellikle anne ve babaların çocuklarının kandırılmasına, istismar edilmesine izin vermemesini isteyen Erdoğan, polisin, askerin ve istihbaratın iyi çalıştığını, başarılı sonuçlar aldığını ve alçaklardan gereken hesabı sorduğunu söyledi.

Erdoğan, "Onlar en iyi bildikleri işi yapacak, yıkmaya çalışacak, biz en iyi bildiğimiz işi yapacak hem şehirlerimizi hem gönülleri koruyacak ve inşa edeceğiz. Sonuçta milletin, kardeşliğin, yeni ve büyük Türkiye'nin kazanacağından kimsenin şüphesi olmasın" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı seçiminde kendisine verdikleri rekor düzeydeki destek için Rizeliler'e bir kez daha teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün açılışı yapılan eser ve hizmetlerin kente hayırlı olmasını diledi.

AA
2014-10-12 11:11:57
  • Ziyaret: 12048
  • (Suanki Oy 0.0/5 Yildiz) Toplam Oy: 0
  • 0 0