Dünyadan ve Türkiye'den Güncel Haberler| 23 Nisan 2021, Cuma
Son Dakika: 00:00 » Aşırı Kilo Aldıysanız Geç Olmadan Doktora Görünün - Op. Dr. Levent Bakışgan Obeziteyi Anlatıyor 22:14 » Op. Dr. Levent Bakışgan, Türkiye'de Sağlık Turizmi Her Geçen Gün Artıyor 21:20 » Covid-19 (Corona) Virüsüne Karşı Nasıl Beslenmeliyiz? 22:58 » Op. Dr. Levent Bakışgan İlk Pandeminin Tarihten günümüze etkilerini anlatıyor 12:06 » Gine Cumhurbaşkanı Conde TBMM'yi ziyaret etti 11:05 » Tunus'ta uçak mühendisi Zevvari'nin öldürülmesi protesto edildi 11:02 » EPDK'nın ilk Türk lirası doğalgaz ihalesine 5 talip 10:36 » Meksika'da havai fişek mağazasında patlama: 26 ölü 13:56 » Messi evleniyor 13:55 » İki yılda 70 kilo verirken takipçilerinin de zayıflamasını sağladı 12:42 » Salı gününden itibaren sıcaklıklar azalacak 12:41 » 4 bin infaz ve koruma memuru alınacak 12:13 » TFF: Bugün ve yarın oynanacak tüm maçlar öncesinde 1 dakikalık saygı duruşunda bulunulacak 00:50 » İçişleri Bakanı Soylu: İki patlama olduğu arkadaşlarımız tarafından değerlendirildi 22:42 » Süleyman Soylu İstanbul'a hareket etti

"Hoşçakal diyemeden sana"

Sitemizin köşe yazarlarından Gazeteci-Yazar Nur Sümeyra'nın ilk kitabı "Hoşçakal Diyemeden Sana" pazartesi günü piyasada. "Roman" dalında kaleme aldığı eseriyle ilgili kendisiyle bir röportaj yaptık. Uzun bir çalışmanın ürünü olan kitabının ayrıntıları üzerine konuştuk. Keyifle okuyacağınızı umduğumuz ilginç bir söyleşi çıktı ortaya. Sayın Nur Sümeyra'ya sorularımıza verdiği içten cevaplar için teşekkür ediyoruz.

Sitemizin köşe yazarlarından Gazeteci-Yazar Nur Sümeyra’nın ilk kitabı "Hoşçakal Diyemeden Sana” pazartesi günü piyasada. "Roman” dalında kaleme aldığı eseriyle ilgili kendisiyle bir röportaj yaptık. Uzun bir çalışmanın ürünü olan kitabının ayrıntıları üzerine konuştuk. Keyifle okuyacağınızı umduğumuz ilginç bir söyleşi çıktı ortaya. Sayın Nur Sümeyra’ya sorularımıza verdiği içten cevaplar için teşekkür ediyoruz.

D.T: Bize önce kendinizden biraz bahseder misiniz?

N.S: Yıllarca bir gazetede çalıştım. Muhabirlikten, görsel yönetmenliğine hemen her dalında görev yaptım. Gazeteden çeşitli sebeplerle ayrılmaya karar verdiğimde Yazı İşleri Müdürlüğü görevini sürdürmekteydim. Bu sırada gazetede olduğum süre içinde aralıksız ve sonradan çeşitli aralıklarla köşe yazarlığı yaptım. Gazeteden önce, çok severek sürdürdüğüm başka bir işim daha vardı. Radyo programcılığı. Gazeteyle paralel bu görevimi de ifa ettim. Yani bunun bir önemi olacaksa meslek haneme radyo programcılığını da eklemek isterim. Ki tüm bu süre zarfında uzun yıllardır ayriyeten Avustralya Melbourn’de yayın yapmakta olan bir Türk Radyosunun Türkiye temsilciliğini ve haber spikerliğini de yapıyorum.
D.T: Nasıl? Bunu telefon aracılığıyla mı yapıyorsunuz?

N.S: Evet, hem telefon hem internet. Herkes çok şaşırıyor bunu söylediğimde, aynı sizin gibi nasıl filan diye soruyorlar, kısa ve net şunu diyorum onlara: "Reha Muhtar Atina’dan bildirirdi hani, aynen öyle.” O zaman anlaşılıyor.

D.T: Ve tüm bunların ardından, yılların birikimiyle de bir kitap yazmaya karar verdiniz, "Hoşçakal Diyemeden Sana”nın oluşum sürecinden biraz bahseder misiniz?

N.S: Aslında öyle değil. Yani sonradan karar verilmiş bir şey değil kitap yazmam. Klasik bir cevaptır bu belki ama hani şarkıcıların filan "daha ben çocukken elime tarağı alıp mikrofon yapıp şarkı söylerdim” demesi gibi… Fakat gerçekten böyle, ben ilk kitabımı yazmaya ilkokul son sınıftayken karar verdim ve hatta başladım. Robinson Crusoe’yu okumuştum ve beni bu derece etkileyen başka bir kitap olmamıştı o ana kadar. Neyi etkiledi o kadar bilemiyorum ama büyülenmiştim adeta. Yalnızlık, ada, bir insanın sil baştan hayata tutunması… Bitirir bitirmez hemen başladım bende yazmaya. Ama yarıya geldiğimde kitabın özetini çıkardığımı fark edip, bıraktım. Anlayın, o kadar etkilenmişim yani. Sonra yazabildiğimi keşfettim ve babamın daktilosunda gizli gizli bir şeyler yazmaya başladım. Ki dönem itibariyle baba sertliğine ve daktilonun kıymetine dikkatinizi çekerim. Buna rağmen hiç vazgeçmedim daktiloda yazmaktan. Neden ille daktilo derseniz, izlediğim filmlerde gördüğüm yazarlar hep daktilo başında oluyordu ve ben bir zamana kadar daktilo olmadan edebi bir metin yazılmayacağına hükmetmiştim. Kısaca hep yazdım. İlkokuldan başlayarak günlük yazdım, anı yazdım, küçük küçük öyküler yazdım, sonradan radyo metni yazdım, köşe yazdım derken, sonunda ilkokulda kararını verdiğim kitabımı kaleme almaya karar verdim.
Fakat şunu ifade edeyim, bu kitap yıllardır beklettiğim o kitap değildir. Çünkü bu yazma serüvenine beni iten okuma tutkusu ve okuduğum kitapların bende bırakmış olduğu etki, beni hep daha iyisi olmalı diye, kitap yazma noktasında durdurdu. Gazetedeyken iki kitap kurgulamıştım, ikisinin de ismi bellidir. Mesela onlar değildir bu yazdığım kitap. O zaman bir türlü vakit bulamamıştım yoğun çalışma temposundan, sonradan da kısmet olmadı ama bir proje olarak durur onlar bir köşede.

D.T: Onlarda mı roman dalında?

N.S: Evet, ikisi de. Kurgu belliyse niye beklettiniz o zaman diyeceksiniz. Bunun cevabını verirken, "Hoşçakal Diyemeden Sana”nın da oluşum süreci hakkındaki sorunuzu da cevaplamış olayım. Roman da olsa seçtiğim konuyla ilgili derinlemesine bir araştırmaya girmeden bir eser kaleme almak istemeyişimden dolayıdır. Ve haliyle o dönemde bunun için vakit bulamamıştım. İnşallah önümüzdeki süreçte ikisini de kaleme almak nasip olur ki çok arzusunda olduğum çalışmalardır. "Hoşçakal Diyemeden Sana”yı ise Eylül 2010 gibi yazmaya karar verdim. O andan itibaren de kitabımda geçen ne kadar konu varsa titizlikle –ki çoğu önceden de ilgili olduğum konulardı- araştırmasına girdim. Tarhana çorbasına kadar… (Gülüşmeler) Ele aldığım konu çok ağır bir konuydu ve tamamen kurgusal olsun istemedim. 2011 Mart ayında başladım ve yine Eylül 2011 de bitirmek nasip oldu. Aralık 2011 gibi son düzeltmelerini yaptım ve temize çektim. Bunları özellikle söylüyorum çünkü son halini vermeden önce kitap sekiz defa değişti. Temel olarak değil ama defalarca gözden geçirilip, bazı bölümlerinde değişikliklere gidildi. Her bakımdan çok zor bir aşamaydı benim için. Fakat şunu da ilave edeyim, kitap son aşamasındayken bile yeniden gözden geçirdiğimde yazınsal hatalar buldum. Kısaca şunu demek istiyorum eğer sürç-i lisan olmuşsa bu gözden kaçmıştır. Olabiliyor çünkü.

D.T: Çok titiz bir çalışma süreci olduğu anlaşılıyor. Romanın konusundan bahsedebilir misiniz biraz da?

N.S: Elbette. Önce kitabın adından bahsedeyim. Kitabın adı yayımcımıza ulaşana kadar "Kopuş” tu. Önceden kaleme aldığım bir yazımın başlığıdır bu ki o yazımı da kitabımın girişinde "önsöz” yerine koydum. Sonradan yayımcımızla yaptığımız istişare sonucu bu adın çok felsefi kalacağına karar verdik. Açıkça ifade edeyim, biraz okuyucuya hitap etme mantığıyla düşündük burada. Ve ben kitabın adını "Hoşçakal Diyemeden Sana” olarak değiştirdim.

"Kopuş” adından da yola çıkarsak kitabın konusu, bir insanın yaşadığı çok derin bir travma neticesi, sahip olduğu her şeyden kopması ve uzaklaşması üzerine kurulu. Sonrasında ise elinden tutan bir aşkla yeniden kendini buluş serüveni. Temelde hikâye aşk üzerine kurulu ama psikolojik yönü ağır basan bir roman…

D.T: Günümüz dünyasında çok revaçta olan bir mecradan ilerliyor hikâye, bir sosyal paylaşım sitesinden. Bunu bilinçli mi yaptınız, yani özellikle mi bunu vurgulamaya çalıştınız?

N.S: Hayır. Dediğim gibi başından sonuna bütün hikâye ta en başında kafamda kurgulanmıştı aslında. Hep yazmak istediğim bir karakter vardı ve ben onun arayışını nerede başlatacağına karar verememiştim. İnternet ve dolayısıyla sosyal paylaşım siteleri artık neredeyse gerçek paylaşım alanımız olmaya başladığından dolayı burayı seçtim. Neticede onunda arkasında insan var. Aynamız yani. Kerem’in de hikâyesi budur. Aynadan kendine varış. Kendini buluş.

D.T: Kerem demişken, biraz da kitabın karakterlerinden bahsetseniz?

N.S: Keyifle. Bir kere başta şunu ifade edeyim, okuyucuya ipucu vermesi açısından, her bir karakter başlı başına ayrı bir hikâyeyi barındırıyor içinde ve hepsi de sağlam karakterlerdir. Hiçbirini geçiştirmedim ve hepsinin de hikâyesini vermeye çalıştım. Bunda da başarılı olduğumu düşünüyorum. Kitabın kahramanı Kerem, sonra Mert Salih, Gökçe, Rana, Suna Hanım ve Tuna. Daha sonra Ender Bey, Profesör, Köfteci Arif hatta Kerem’in Fenerbahçe forması giyen arkadaşı Semih… (Gülüşmeler) Hepsi de romana ağırlığını koymayı başardı bir şekilde. Benim yazmaktan en keyif aldığım karakter ise Mert Salih oldu. En zorlandığım da Suna Hanım. Neticede çok güzel bir hikâye çıktı ortaya. Kitabın psikolojik yönü ağır bassa da, özellikle yalın ve akıcı bir dil kullanmaya dikkat ederken, hikâyenin de yormadan ilerlemesini sağlamaya çalıştım. Kendimin okumaktan keyif aldığı eserler ölçüsünde tuttum.

D.T: Sizdeki orijinal halinden faydalanarak ben dersimi çalıştım ve kitabı bir solukta okudum. Çok keyifli, çok sürprizli bir hikâye… Enteresan bir sonla bitiyor. Bunu da mı önceden kurgulamıştınız?

N.S: Evet, kitabın kendisi henüz benim de elime geçmedi. Dediğim gibi bütün hikâye başından sonuna belliydi kafamda. Ayrıntılar üzerinde oynandı sadece sonradan. Ve o enteresan son, ilk düşünülen şeydir kitapla ilgili. Yani ana temaya dair kitap ilerlerken hiçbir fikrim değişmedi. Sadece ayrıntılarda oynama yaptım. Bir de adında. Sonra ekleme yaptığım yerler oldu. Mesela kitabın giriş cümlesi, "ezelde verilen bir randevunun, geciken yolcusu gibi…” Bu söz kitap bittikten sonra ilave edildi. Bambaşka nedenlerle sarf ettiğim bir sözdü bu aslında. Bu kadar denk gelebilirdi ancak diye düşündüm. Çünkü kitabın özeti adeta… Ve bu cümleyle kitabımın başlıyor olması ayrıca önemlidir benim için. Bunu yapmakta Yayımcımızın fikriydi. İyi de düşündü. Kitap üç bölümden oluşuyor ve geriye doğru gidiyor hikaye. Yayıncımız, "ikinci bölüm üçüncü bölüm demek yerine başka bir şey yapalım” dedi. Bende her bir bölüme ayrı bir söz düşündüm. İkinci bölüm de "tüm bu zamanlarda” diye başlar. Üçüncü ve son bölümün başlangıç cümlesi ise "yatağını arayan su.” Okuyucu böylece bölümlere vakıf olabilecek.

D.T: Fazla ipucu vermiyorsunuz aslında romanın içeriğiyle ilgili.

N.S: Evet bunun farkındayım ama istiyorum ki, sürpriz olsun okuyucular için. Ve hikâye bir bütün, azıcık bir ipucu versem büyüsü bozulur gibi geliyor. Ben çok heyecanlıyım, umuyorum okuyucularda benim bu heyecanımı paylaşır. İlk kitabım olması ayrıca benim için büyük bir önem taşıyor. Ve diliyorum benim yazmaktan aldığım keyfi okuyucularımızda okuyarak alır.

D.T: Emeğinize, yüreğinize sağlık. Peki, dağıtım noktasında sıkıntı var mı? Okuyucu hemen ulaşabilecek mi kitaba?

N.S: Hiçbir sıkıntı yok inşallah. Ayrıca kitap satışı yapan internet sitelerinde de. Zaten Dünyatimes’te satış yapılan noktaları duyuracak okurlarımıza. Allah nasip ederde bir aksilik çıkmazsa ayın yirmi birinden sonra satışta olacak inşallah.

D.T: Biz inanıyoruz ki okurlarımız sizi yalnız bırakmayacak ve tüm desteklerini vereceklerdir. Hem satın alıp okuyarak hem de manevi olarak.

N.S: Bu noktada bir şey söylemek isterim. Kitap daha yazılma aşamasına geçmeden ve benim kitap yazma düşüncemi bilmeden, yayınlanmış hiçbir kitabım olmamasına rağmen beni cesaretlendirip, "siz yazın hemen basalım” diyen ve hiçbir sorun yaşanmasına müsaade etmeden titizlikle kitabı baskıya hazırlayan Mola Kitap’a ve Celalettin Aksu Bey’e teşekkürlerimi sunuyorum. Satış demişken şuraya varmak istiyorum bunu söylemekle. Ne gazeteye girmeden önce ne de radyo programcılığına ve ne de şu anda yapmakta olduğum işlerde ben fiili anlamda pek çaba içine girmedim. Ama ne yapıyorsam büyük bir sorumlulukla ve titizlikle üstesinden gelmeye çalıştım. Mesela gazeteye başlamama radyoda yapmış olduğum program sebeptir ve radyo metinlerimi çok beğenen gazetenin yayın yönetmeni "bizde köşe yazar mısın” diye kendisi teklifte bulunmuştur. Şunu demek istiyorum, hayatımın merkezi olan ayet; "Ve attığında sen atmadın. Allah attı.” (Enfal 17) Benim hayat serüvenim bundan ibarettir. Bu bakımdan kitabın satması veya çok okunmasını buraya bağlayabiliriz.

D.T: Çok teşekkür ediyoruz Nur Hanım. İnşallah kitabınız çok satar ve verdiğiniz emek karşılığını bulur.

N.S: İnşallah. Ben teşekkür ediyorum. Biraz uzun cevaplar verdim ama bu şekilde sitemizin sürekli okuyucularıyla da yakından tanışmak istedim. Hepsine ayrı ayrı sevgi ve selamlarını sunuyorum.
2012-05-21 22:14:36
  • Ziyaret: 33251
  • (Suanki Oy 0.0/5 Yildiz) Toplam Oy: 0
  • 0 0